Medya Malatya
Medya Malatya

“Psikoloji” için sonuçlar

Başlık, özet ve etiketlerde arandı.

16 sonuç
KÜLTÜR-TURİZM

Malatya Kitap Fuarı’nda Depremin Psikolojik İzleri Konuşuldu

Malatya Turgut Özal Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Zeynep Sağır, 12. Malatya Kitap Fuarı’nda okurlarıyla buluştu. Deprem sonrası yaşanan zorunlu göç, aidiyet duygusu ve ruh sağlığı üzerine değerlendirmelerde bulunan Sağır, insanların yeniden yuva kurma süreçlerinde sosyal desteğin önemine dikkat çekti.   Malatya Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen 12. Malatya Kitap Fuarı, akademisyen ve yazarları kitapseverlerle buluşturmaya devam ediyor. Fuar kapsamında okurlarıyla bir araya gelen Malatya Turgut Özal Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Zeynep Sağır, kitaplarını imzalarken öğrencilerle gerçekleştirdiği söyleşide deprem, göç ve ruh sağlığı konularını ele aldı. 6 Şubat depremlerinin ardından Malatya'da yaşanan yer değişiklikleri ve insanların yeni bir yaşam kurma mücadelesinin psikolojik boyutlarının değerlendirildiği söyleşide, özellikle aidiyet duygusu, kimlik ve sosyal destek mekanizmaları üzerinde duruldu.   Deprem sonrası yeniden yuva arayışı ele alındı   Söyleşide, depremler nedeniyle yaşanan zorunlu göçün yalnızca fiziksel bir yer değiştirmeden ibaret olmadığına dikkat çekildi. İnsanların alıştıkları çevreden, sosyal ilişkilerinden ve yaşam düzenlerinden uzaklaşmasının psikolojik etkileri değerlendirilirken, yeni bir yaşam alanına uyum sağlamanın önemi vurgulandı. Doç. Dr. Zeynep Sağır, göçün bireyler üzerindeki etkilerini kimlik, aidiyet ve sosyal destek ağları çerçevesinde ele aldı. Deprem sonrası değişen yaşam koşullarının insanların ruh sağlığı üzerindeki etkileri ve yeniden yuva kurma süreçleri söyleşinin öne çıkan başlıkları arasında yer aldı.   Kültürel uyum ve ruh sağlığı konuşuldu   Fuarda Kültürel Uyum, Ruh Sağlığı ve Din adlı kitabını da okurlarıyla buluşturan Sağır, eserinin ele aldığı konular hakkında katılımcılara bilgi verdi. Göç ve kültürel uyum süreçlerinin bireylerin psikolojik ve toplumsal yaşamları üzerindeki etkilerinin değerlendirildiği etkinlikte, sosyal ilişkilerin ve aidiyet duygusunun yeni yaşam koşullarına uyum sağlamadaki rolü ele alındı.   “Kitap okumak geleceğimiz için çok önemli”   Kitap Fuarı'nda bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Doç. Dr. Zeynep Sağır, Malatya'da düzenlenen kültür ve sanat etkinliklerinin her geçen gün daha nitelikli hale gelmesinin sevindirici olduğunu belirtti. Kitap okuma alışkanlığının yaygınlaşmasının toplumsal gelişim açısından büyük önem taşıdığını ifade eden Sağır, özellikle gençlerin kitaplarla buluşmasının Türkiye'nin geleceğine önemli katkılar sağlayacağını vurguladı. Okuma kültürünün gelişmesinin, Türkiye'nin çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşma hedefinde önemli bir yere sahip olduğunu belirten Sağır, kitap fuarlarının bu anlamda önemli bir misyon üstlendiğini kaydetti.   Öğrenciler akademik söyleşide buluştu   Öğrencilerin de ilgi gösterdiği söyleşide, deprem sonrası yaşanan psikolojik süreçler, zorunlu göçün bireysel ve toplumsal etkileri ile yeni yaşam koşullarına uyum sağlama konularında değerlendirmeler yapıldı. Etkinlik, Doç. Dr. Zeynep Sağır'ın okurlarıyla bir araya gelerek kitaplarını imzalamasıyla devam etti.

3 gün önce 56
SAĞLIK

Yaşlılarda İçe Kapanma ve Unutkanlığı Hafife Almayın

Yaşlılık döneminde ortaya çıkan unutkanlık, içe kapanma ve ani davranış değişiklikleri, sanıldığı gibi her zaman yaşlanmanın doğal bir sonucu olmayabiliyor. Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, bu belirtilerin depresyon, bilişsel bozukluklar veya farklı sağlık sorunlarının habercisi olabileceğini belirterek, özellikle günlük yaşamı etkileyen değişikliklerde erken tanı ve tedavinin önemine dikkat çekti.   İlerleyen yaşla birlikte bireylerin sosyal ilişkilerinde, davranışlarında ve hafıza işlevlerinde çeşitli değişiklikler yaşanabiliyor. Ancak uzmanlar, özellikle sonradan ortaya çıkan belirgin kişilik değişikliklerinin ve unutkanlık şikâyetlerinin yalnızca yaşlılığa bağlanmaması gerektiği konusunda uyarıyor. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, yaşlı bireylerde görülen davranış değişiklikleri, unutkanlık ve depresyon belirtilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.   “Belirgin kişilik değişiklikleri normal kabul edilmemeli”   Yaşlı bireylerin zamanla daha sakin bir yaşamı tercih edebileceğini ve sosyal çevrelerinin daralabileceğini belirten Şen, ani ve belirgin davranış değişikliklerinin farklı sağlık sorunlarına işaret edebileceğini söyledi. Şen, “Yaş aldıkça insanın bazı alışkanlıklarının değişmesi gayet normal olabilir. Daha sakin olabilir, sosyal çevresi biraz daha azalabilir. Ancak belirgin ve yeni başlayan bir kişilik veya davranış değişikliğini sadece yaşlılığa bağlamak çok sağlıklı değildir. Çünkü bazen bunlar depresyonun, bilişsel sorunların, kullanılan ilaçların yan etkilerinin veya başka tıbbi problemlerin sonucu olabilir.” dedi. Ailelerin bu süreçte suçlayıcı bir yaklaşım yerine anlayışlı ve destekleyici davranması gerektiğini ifade eden Şen, yaşlı bireylerin davranışlarındaki değişikliklerin dile getiremedikleri sorunların ilk işareti olabileceğini kaydetti.   Her unutkanlık Alzheimer anlamına gelmiyor   Yaşlılarda görülen her unutkanlığın Alzheimer hastalığıyla ilişkilendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Şen, normal yaşlanmayla birlikte bazı bilgilerin hatırlanmasının zaman alabileceğini söyledi. Ancak unutkanlığın günlük yaşamı etkilemeye başlamasının önemli bir uyarı işareti olduğunu belirten Şen, “Bir ismi unutmak, anahtarı nereye koyduğunu hatırlayamamak hemen Alzheimer olduğu anlamına gelmez. Ancak kişi aynı soruyu kısa aralıklarla tekrar tekrar soruyorsa, yakın zamanda yaşanan olayları unutuyorsa, ilaçlarını veya parasını yönetmekte zorlanıyorsa, daha önce bildiği işleri yapamıyorsa ya da tanıdığı yerlerde yönünü kaybediyorsa bu durumlar göz ardı edilmemeli.” ifadelerini kullandı. Unutkanlık şikâyetlerinin erken dönemde değerlendirilmesinin hem hastaların hem de ailelerinin yaşam kalitesini artırabileceğine dikkat çekti.   “Bunu da mı unuttun?” demek kaygıyı artırıyor   Unutkanlık yaşayan yaşlı bireylere yönelik eleştirel ifadelerin psikolojik açıdan olumsuz sonuçlar doğurabileceğini belirten Şen, ailelerin iletişim diline dikkat etmesi gerektiğini söyledi. Şen, “'Bunu da mı unuttun?', 'Yine unuttun', 'Bir türlü hatırlamıyorsun' gibi ifadeler, yaşlı bireylerde yoğun kaygıya neden olabilir. Bu durum unutkanlık şikâyetlerini artırabileceği gibi kişinin yaşadığı sorunları gizlemesine de yol açabilir. Bu nedenle değişiklikleri dikkatle gözlemlemek, kişiyi anlamaya çalışmak ve gerektiğinde uzman desteği almak daha sağlıklıdır.” dedi.   “İçe kapanma depresyonun habercisi olabilir”   Yaşlılık döneminde depresyonun genç bireylerden farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini ifade eden Şen, özellikle sosyal hayattan uzaklaşma, isteksizlik, uyku bozuklukları ve enerji kaybına dikkat çekti. Yaşlı bireylerin depresyonda olduklarını her zaman fark edemediklerini belirten Şen, “Kişi hiçbir şey yapmak istemediğini, insanlarla görüşmekten rahatsız olduğunu, çabuk yorulduğunu veya eskisi gibi düşünemediğini söyleyebilir. Uyku bozuklukları, iştah değişiklikleri, bedensel ağrılar ve unutkanlık da bu tabloya eşlik edebilir. Özellikle yeni başlayan içe kapanma ve unutkanlığın hızla ilerlemesi, yaşlılık depresyonu açısından değerlendirilmesi gereken önemli belirtilerdir.” diye konuştu.   Psikiyatrik yatış her zaman ağır hastalık anlamına gelmiyor   Yaşlı bireylerin psikiyatri servisinde tedavi altına alınmasının ailelerde endişeye yol açabildiğini belirten Şen, hastane yatışının bazı durumlarda güvenliğin sağlanması ve tedavinin düzenlenmesi amacıyla tercih edildiğini söyledi. Ağır depresyon, intihar riski, psikotik belirtiler veya temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çekme gibi durumlarda hastanede yakın takip gerekebileceğini belirten Şen, “Psikiyatrik yatış her zaman hastalığın çok ağır olduğu anlamına gelmez. Bazen hastanın güvenliğini sağlamak, tedavisini düzenlemek ve yakından takip etmek amacıyla hastane yatışı öneriyoruz. Bu süreçte hastaya kaygısını artıracak ifadeler yerine, bir süre daha yakından takip edileceğinin anlatılması önemlidir.” dedi.   Erken tanı ve tedavi hayati önem taşıyor   Yaşlılık depresyonunun zamanında fark edilmemesi halinde ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirten Şen, özellikle intihar riskine karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı. Yaşlı bireylerde depresyon tedavisine verilen yanıtın bazı durumlarda daha yavaş olabileceğini ifade eden Şen, erken tanının önemine dikkat çekerek, “Yaşlılık depresyonunda intihar riski daha ön planda olabilir. Tedaviye yanıt da zaman zaman daha yavaş gelişebilir. Bu nedenle belirtilerin erken fark edilmesi ve uygun tedaviye başlanması büyük önem taşıyor.” ifadelerini kullandı. Şen, ailelerin yaşlı bireylerde ortaya çıkan yeni davranış değişikliklerini, unutkanlığı ve sosyal hayattan uzaklaşmayı dikkatle takip etmesi, bu belirtilerin günlük yaşamı etkilemesi halinde uzman desteğine başvurması gerektiğini belirtti.  

3 gün önce 54
GENEL

Malatya Emniyetine 16 Yeni Araç: Vali Yavuz’dan Suçla Mücadelede Kararlılık Mesajı

Malatya İl Emniyet Müdürlüğü yerleşkesinde düzenlenen törenle emniyet teşkilatının araç filosuna kazandırılan 16 yeni hizmet aracı göreve başladı. Törende konuşan Malatya Valisi Seddar Yavuz, 6 Şubat depremlerinin ardından kentte suçla mücadelede önemli mesafe katettiklerini belirterek, “Hiç kimsenin işlediği suç yanına kâr kalmamıştır, bundan sonra da kalmayacaktır.” dedi.   Malatya İl Emniyet Müdürlüğünün hizmet kapasitesini artırmak ve güvenlik güçlerinin sahadaki etkinliğini güçlendirmek amacıyla temin edilen 16 yeni araç, düzenlenen törenle hizmete alındı. İl Emniyet Müdürlüğü yerleşkesinde gerçekleştirilen törene Malatya Valisi Seddar Yavuz, Malatya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Ramazan Ayhan, AK Parti Malatya İl Başkanı Ali Bakan, İl Jandarma Komutanı Albay Tolunay Başer, İl Emniyet Müdürü Kayhan Ay, vali yardımcıları, emniyet müdür yardımcıları, şube müdürleri, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve davetliler katıldı.   “Yeni araçlar sahadaki gücümüzü artıracak” Törende konuşan Malatya İl Emniyet Müdürü Kayhan Ay, vatandaşların can ve mal güvenliğini sağlamanın, kamu düzenini korumanın ve kentteki huzur ortamını sürdürmenin temel öncelikleri olduğunu söyledi. Emniyet teşkilatının görevlerini etkin şekilde yerine getirebilmesi için teknik donanım ve araç kapasitesinin güçlendirilmesinin önemine dikkat çeken Ay, “Bugün hizmete alacağımız 16 yeni aracımız sahadaki hareket kabiliyetimizi artıracak. Asayişten trafiğe, suç ve suçluyla mücadeleden önleyici hizmetlere kadar birçok alanda çalışmalarımıza önemli katkılar sağlayacaktır. Bu doğrultuda teknolojik imkânlarımızı geliştirmeye ve hizmet kapasitemizi artırmaya yönelik çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz.” dedi. Ay, araçların teşkilata kazandırılmasında desteklerini esirgemeyen Vali Seddar Yavuz’a, Güvenlik Hizmetleri Destekleme ve Geliştirme Derneğine ve katkı sunanlara teşekkür etti.   Vali Yavuz: “Deprem sadece binalarımızı yıkmadı” Malatya Valisi Seddar Yavuz ise konuşmasında 6 Şubat depremlerinin yalnızca fiziki yıkıma neden olmadığını, insanların psikolojisini, alışkanlıklarını ve geleceğe yönelik umutlarını da olumsuz etkilediğini belirtti. Depremin ardından toplumsal davranışlarda birtakım olumsuzluklar yaşandığına dikkat çeken Yavuz, “6 Şubat depremleriyle sadece binalarımızın zarar gördüğünü düşünürsek hata yapmış oluruz. Özellikle insanlarımızın psikolojisi, alışkanlıkları ve geleceğe dair umutları da büyük ölçüde zarar gördü. Bunun sonucunda insan davranışlarındaki olumsuzluklar giderek arttı.” ifadelerini kullandı.   “Suç oranlarını 2022 seviyesinin de altına çektik” Deprem sonrası dönemde bazı suç türlerinde artışlar yaşandığını belirten Yavuz, güvenlik birimleriyle yürütülen koordineli çalışmalar sayesinde önemli sonuçlar elde edildiğini söyledi. Yavuz, “2023 ve 2024 yıllarında bazı suç türlerinde artışlar meydana geldi. Göreve başladığımız andan itibaren emniyetimiz, jandarmamız ve istihbarat birimlerimizle belirli başlıkları öncelikli olarak ele aldık. Bu alanlarda yoğun çalışmalar gerçekleştirdik ve suç oranlarını 2022 yılının da altına çektik. 2020 ve 2021 yıllarıyla kıyasladığımızda bugün suçla mücadelede geçmişten daha iyi bir konumdayız. Ancak iyi durumdayız dediğimiz anda kaybetme riskimiz vardır. Bu nedenle mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.” diye konuştu.   “Hiç kimsenin işlediği suç yanına kâr kalmayacak” Kentte huzur ve güvenliğin sağlanması için emniyet ve jandarma teşkilatlarının araç ve ekipman ihtiyaçlarını karşılamaya devam ettiklerini ifade eden Vali Yavuz, güvenlik güçlerinin sahadaki etkinliğinin artırılmasının öncelikleri arasında bulunduğunu belirtti. Vatandaşların huzurunu bozan ve başkalarının haklarını ihlal edenlere karşı mücadelenin tavizsiz sürdürüleceğini vurgulayan Yavuz, “Hemşehrilerimizin huzur ve güvenliğini tehdit eden, kendi hakkına razı olmayan, başkasının hakkını gasp edenlerle ilgili mücadelemiz dün olduğu gibi bugün de yarın da kararlılıkla ve hukuk çerçevesinde devam edecektir. Hiç kimsenin işlediği suç yanına kâr kalmamıştır, bundan sonra da kalmayacaktır.” dedi. Cumhuriyet’in 103. kuruluş yıl dönümüne de değinen Yavuz, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, şehitler ve gazileri minnetle anarak birlik ve beraberlik mesajı verdi. Yavuz, “Hiç kimseyi ötekileştirmeden 86 milyon vatan evladını kucaklayarak, her bir kardeşimizin gece yatağında huzurla uyuyabileceği, sokaklarında güvenle dolaşabileceği tedbirleri birlikte planlayarak daha huzurlu bir Malatya, daha huzurlu bir Türkiye inşa etmek istiyoruz.” ifadelerini kullandı.   Dualarla hizmete alındı Konuşmaların ardından Malatya İl Müftüsü Ramazan Dolu tarafından dua edildi. Daha sonra Vali Seddar Yavuz ve protokol üyelerinin katılımıyla kurdele kesimi gerçekleştirildi. Kurdele kesiminin ardından 16 yeni hizmet aracı Malatya İl Emniyet Müdürlüğünün araç filosuna katılarak göreve başladı. Yeni araçların kent genelinde asayiş, trafik ve önleyici güvenlik hizmetlerinde kullanılması hedefleniyor.

3 gün önce 59
SAĞLIK

Kalp damarlarınızın yaşlandığını gösteren 5 kritik belirti

Kalp ve damar hastalıkları yalnızca ileri yaşlarda değil, genç yaşlarda da ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Kontrolsüz tansiyon, yüksek kolesterol, sigara ve hareketsiz yaşamın damarların biyolojik yaşını artırabildiğini belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Ekmekçi, özellikle efor sırasında nefes darlığı, göğüs sıkışması ve ani halsizlik gibi belirtilerin dikkate alınması gerektiğini söyledi.   Kalp ve damar hastalıklarının gelişiminde kişinin yaşı kadar yaşam tarzı ve risk faktörleri de belirleyici oluyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ahmet Ekmekçi, damar sertliğinin yıllar içerisinde oluşan hasarın sonucu olduğunu belirterek, genç yaşlarda da kalp krizi riskinin ortaya çıkabileceği konusunda uyardı.   35 yaşındaki kişinin damarları 60 yaşında olabilir Kalbin biyolojik yaşının kimlikte yazan yaştan farklı olabileceğini belirten Prof. Dr. Ekmekçi, damarların zaman içerisinde maruz kaldığı hasarın kalp sağlığını doğrudan etkilediğini ifade etti. Damar sertliğinin bir anda ortaya çıkmadığını kaydeden Ekmekçi, kontrol altına alınmayan yüksek tansiyon, LDL kolesterol, insülin direnci ve sigara kullanımının damarların erken yaşlanmasına neden olabileceğini belirtti. Ekmekçi, bu risk faktörlerine uzun süre maruz kalan 35 yaşındaki bir kişinin damar sertliğinin, 60 yaşındaki bir kişinin seviyesine ulaşabileceğine dikkat çekti.   Kalp damarları daralırken ortaya çıkan 5 belirti Kalp krizinin her zaman şiddetli göğüs ağrısıyla başlamadığını vurgulayan Ekmekçi, damar daralmasının bazı erken belirtilerle kendisini gösterebileceğini söyledi. Dikkat edilmesi gereken 5 belirtiyi sıralayan Ekmekçi, şu bilgileri paylaştı: Daha önce rahatlıkla çıkılan merdivenlerde nefes darlığı yaşanması veya efor sırasında göğüste sıkışma hissedilmesi. Çeneye, boyna, sol kola veya mide bölgesine yayılan, dinlenmeyle hafifleyen baskı hissi. Aniden ortaya çıkan ve açıklanamayan aşırı halsizlik. Belirgin bir neden olmadan gelişen soğuk terleme. Özellikle diyabet hastalarında göğüs ağrısı olmadan nefes darlığı veya bulantıyla kendisini gösterebilen kalp krizi belirtileri. Bu şikâyetlerin farklı sağlık sorunlarından da kaynaklanabileceğini belirten Ekmekçi, özellikle yeni başlayan veya tekrarlayan belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.   Yüksek tansiyon ve hareketsizlik kalbi yoruyor Yüksek tansiyonun kalbin iş yükünü artırdığını belirten Ekmekçi, uzun süre kontrol altında tutulmayan tansiyonun kalp kasında kalınlaşmaya ve zamanla kalp yetmezliğine neden olabileceğini ifade etti. Hareketsiz yaşamın da damar sağlığını olumsuz etkilediğine dikkat çeken Ekmekçi, düzenli fiziksel aktivitenin önemini vurguladı. Günlük 7-8 bin adım atmanın veya haftada en az 150 dakika tempolu yürüyüş yapmanın kalp ve damar sağlığının korunmasına önemli katkı sağlayabileceğini belirtti.   Elektronik sigara ve enerji içeceklerine dikkat Genç yaşlarda görülen kalp hastalıklarına da değinen Ekmekçi, işlenmiş gıda tüketimi, hareketsizlik, genetik yatkınlık ve nikotin kullanımının önemli risk faktörleri arasında bulunduğunu söyledi. Özellikle elektronik sigara kullanımının damar sağlığı açısından tehlike oluşturduğunu belirten Ekmekçi, enerji içeceklerinin de kalp ritmi ve kan basıncı üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini kaydetti. Enerji içeceklerinde bulunan yüksek miktardaki kafein ve diğer uyarıcı maddelerin kalp hızını artırabileceğini ifade eden Ekmekçi, özellikle ritim bozukluğu bulunan kişilerde ciddi sağlık sorunlarının ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu.   Kronik stres kalp krizi riskini artırabiliyor Uzun süreli stresin yalnızca psikolojik değil, fiziksel sonuçlarının da bulunduğunu belirten Ekmekçi, stres hormonlarının kalp hızını ve tansiyonu artırabildiğini söyledi. Kronik stresin damarların iç yüzeyini olumsuz etkileyebileceğini ve pıhtılaşma eğilimini artırabileceğini ifade eden Ekmekçi, yoğun üzüntü veya travma sonrasında ortaya çıkabilen, halk arasında “kırık kalp sendromu” olarak bilinen Takotsubo kardiyomiyopatisine de dikkat çekti.   Şikâyet olmasa da kalp kontrolleri ihmal edilmemeli Damar sertliğinin uzun süre belirti vermeden ilerleyebildiğini belirten Ekmekçi, kişilerin tansiyon, kan şekeri ve kolesterol değerlerini takip etmesinin önemini vurguladı. Risk durumuna göre açlık kan şekeri, HbA1c ve lipit profili gibi testlerin yapılabileceğini belirten Ekmekçi, genetik risklerin değerlendirilmesinde Lipoprotein(a) ve gerekli görülen hastalarda ApoB ölçümlerinden de yararlanılabileceğini ifade etti. Ailesinde erken yaşta kalp hastalığı bulunan kişilerde ise hekim değerlendirmesi doğrultusunda ileri tetkiklere ihtiyaç duyulabileceğini kaydetti.   Kalp hastalarının yaptığı iki büyük hata Kalp ve damar hastalıklarının tedavisinde yapılan hatalara da değinen Ekmekçi, tansiyon veya kolesterol değerleri normale döndüğünde ilaçların doktor önerisi olmadan bırakılmasının ciddi risk oluşturduğunu söyledi. Bir diğer önemli hatanın ise göğüs baskısı, nefes darlığı ve kola yayılan ağrı gibi belirtilerin geçmesini beklemek olduğunu belirten Ekmekçi, kalp krizinde erken müdahalenin hayati önem taşıdığını vurguladı. Ekmekçi, kalp krizi şüphesi durumunda zaman kaybedilmeden 112 Acil Çağrı Merkezi’nin aranması gerektiğini ifade etti.   Kalp sağlığını korumak genç yaşta başlıyor Kalp ve damar hastalıklarından korunmada sağlıklı yaşam alışkanlıklarının belirleyici olduğunu kaydeden Ekmekçi, Akdeniz tipi beslenme, düzenli egzersiz, kaliteli uyku ve sigaradan uzak durmanın önemine dikkat çekti. Tansiyon, kan şekeri, LDL kolesterol ve bel çevresi gibi sağlık göstergelerinin bilinmesi gerektiğini belirten Ekmekçi, damar tıkanıklığının çoğu zaman yıllar içerisinde geliştiğini ifade etti. Ekmekçi, modern kardiyolojide temel hedefin yalnızca tıkanan damarları tedavi etmek değil, risk faktörlerini erken dönemde kontrol altına alarak damar tıkanıklığını önlemek olduğunu vurguladı.

6 gün önce 48
EĞİTİM

Türkiye Üçüncüsü Fen Lisesinden YKS İçin Eğitim Seferberliği

Malatya Erman Ilıcak Fen Lisesi, üniversite sınavına hazırlanan 12. sınıf öğrencileri için mayıs ayına kadar sürecek eğitim kampı başlattı. Haftanın dört günü saat 21.00'e kadar devam eden programda öğretmenler gönüllü olarak görev alırken, öğrencilerin akşam yemekleri okul aile birliği tarafından karşılanıyor.   2025 yılı Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) yerleştirme sonuçlarına göre Türkiye üçüncülüğü elde eden Malatya Erman Ilıcak Fen Lisesi, akademik başarısını sürdürmek ve öğrencilerini üniversite sınavına daha etkin hazırlamak amacıyla kapsamlı bir eğitim kampını hayata geçirdi. Ekim 2026'da başlayan ve Mayıs 2027'ye kadar devam etmesi planlanan program kapsamında 12. sınıf öğrencileri, normal ders saatlerinin ardından da okulda kalarak sınava hazırlanıyor.   Öğrenciler Haftanın Dört Günü Saat 21.00'e Kadar Çalışıyor   Pazartesi, salı, çarşamba ve perşembe günleri uygulanan eğitim kampı, saat 15.30'da başlayarak 21.00'e kadar sürüyor. Derslerin ardından okul kütüphanesinde bir araya gelen öğrenciler, bireysel çalışma, konu tekrarı ve soru çözümü gerçekleştiriyor. Öğrencilerin eksik oldukları konuları tamamlamalarına ve sınav hazırlık süreçlerini daha verimli değerlendirmelerine imkân sağlayan programda, öğretmenler de gönüllülük esasıyla görev yapıyor.   Öğretmenlerden Gönüllü Destek, Yemekler Okul Aile Birliğinden   Eğitim kampında görev alan öğretmenler, öğrencilerin çözmekte zorlandıkları sorulara yardımcı olurken, eksik konuların giderilmesi için birebir akademik destek sağlıyor. Okul yönetimi, öğretmenler ve okul aile birliğinin iş birliğiyle yürütülen programda öğrencilerin akşam yemekleri de okul aile birliği tarafından karşılanıyor. Böylece öğrencilerin okuldan ayrılmadan çalışmalarına devam edebilmeleri sağlanıyor.   Devamsızlıklar Yakından Takip Ediliyor   İlçe Kaymakamlığının onayıyla yürütülen eğitim kampında öğrencilerin programa düzenli katılımına da önem veriliyor. Belirlenen kurallar kapsamında, bir ay içerisinde dört günlük devamsızlık sınırını aşan öğrencilerin etüt kayıtları siliniyor. Öğrencilerin güvenliği ve eğitim programının sürdürülebilirliği de okul yönetimi tarafından takip ediliyor.   Hedef Yeni Türkiye Dereceleri   Türkiye'nin altıncı fen lisesi olma özelliğini taşıyan Malatya Erman Ilıcak Fen Lisesi, 2025 YKS yerleştirme sonuçlarında elde ettiği Türkiye üçüncülüğünün ardından yeni başarılar için çalışmalarını sürdürüyor. Mayıs 2027'ye kadar devam etmesi planlanan eğitim kampıyla öğrencilerin üniversite sınavına akademik ve psikolojik açıdan daha hazırlıklı girmeleri, hedefledikleri üniversite ve bölümlere yerleşmeleri amaçlanıyor.  

24.10.2026 80
GENEL

Vali Yavuz: “Konteynerlerde Kalanların Sayısı 10 Binin Altına Düştü”

Malatya Valisi Seddar Yavuz, 6 Şubat depremlerinin ardından kentte yürütülen çalışmaların büyük ölçüde tamamlanma aşamasına geldiğini belirterek, konteynerlerde kalan kişi sayısının 10 binin altına düştüğünü açıkladı. Yavuz, son dönemde 1.100’ü aşkın aileye kira ve eşya desteği sağlandığını bildirdi.   Malatya İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü’nde (AFAD), Vali Seddar Yavuz başkanlığında “İl Afet ve Acil Durum Koordinasyon Toplantısı” gerçekleştirildi. Toplantıda, kentin afetlere hazırlık durumu, kurumlar arası koordinasyon, risk azaltma çalışmaları ve 6 Şubat depremlerinin ardından yürütülen normalleşme süreci değerlendirildi. Toplantının ardından açıklamalarda bulunan Vali Yavuz, Malatya’nın afetlere karşı daha dirençli hale getirilmesi amacıyla kapsamlı çalışmalar yürütüldüğünü belirterek, deprem sonrası yeniden yapılanma sürecine ilişkin önemli veriler paylaştı.   “Konteynerlerde Kalanların Sayısı 10 Binin Altına Düştü” Malatya’da deprem sonrası yürütülen çalışmaların son aşamaya geldiğini ifade eden Vali Yavuz, geçici barınma alanlarında yaşayan vatandaşların kalıcı konutlara geçiş sürecinin devam ettiğini söyledi. Yavuz, “Artık Malatya’mızda işlerimizin sonuna geldik. Konteynerlerde bugün itibarıyla kalan hemşehrilerimizin sayısı 10 binin altına düşmüştür. Ekonomik yoksulluk içinde bulunan hiçbir kimseyi çaresiz bırakmadık, bırakmayacağız. Onlara ev kiralamaları ve eşyaları konusunda yardımda bulunuyoruz, bulunmaya devam ediyoruz” dedi.   “1.100’ü Aşkın Aileye Destek Sağladık” Deprem sonrası ekonomik ve sosyal açıdan dezavantajlı durumda bulunan vatandaşlara yönelik desteklerin sürdüğünü kaydeden Yavuz, özellikle konteynerlerden ayrılarak yeni yaşam alanlarına geçen ailelerin yalnız bırakılmadığını vurguladı. Son dönemde sağlanan yardımlara ilişkin bilgi veren Yavuz, “Bugün itibarıyla bu tür yardımları yaptığımız aile sayısı, son dönem için söylüyorum, 1.100’ü geçmiştir. Dolayısıyla devletimiz hem sosyal hem ekonomik anlamda dezavantajlı bulunan hemşehrilerimizin yanında dimdik duruyor. Onları şefkatle sarıyor” ifadelerini kullandı.   “Malatya’da 125 Bin 239 Bağımsız Bölüm Gerçekleştirildi” Malatya’nın deprem sonrası yeniden yapılanma sürecinde önemli bir aşamaya ulaştığını belirten Vali Yavuz, kentte 125 bin 239 bağımsız bölümün gerçekleştirildiğini söyledi. Yavuz, “Afetten çıkmış bir şehirde geleceğe umutla bakan, yaralarını sarmış, 125 bin 239 bağımsız bölümü gerçekleştirmiş bir şehrin valisi olarak bu onuru, gururu ve sevinci sizlerle paylaşıyorum. Bu şehir sadece bizim değil, Malatyalı hemşehrilerimizin, 86 milyon vatan evladının onuru ve gururudur” diye konuştu. Yürütülen çalışmaların devletin kurumsal kapasitesini ve milletin dayanışma gücünü ortaya koyduğunu ifade eden Yavuz, yeniden yapılanma sürecinde emeği geçen kurum ve kuruluşlara teşekkür etti.   “Sürekli Mağduriyet Algısıyla Şehri Normalleştiremeyiz”   Deprem sonrası fiziksel yeniden yapılanmanın yanı sıra sosyal ve psikolojik normalleşmenin de önem taşıdığına dikkat çeken Yavuz, yeni konutların ve iş yerlerinin aktif kullanıma geçmesi için çalışmaların sürdüğünü belirtti. Vali Yavuz, “Şehrimizin normalleşmesi için iş yerlerine taşınılması, yeni konutların aktif olarak kullanılması için iş birliğiyle çalışıyoruz. Siz değerli basın mensuplarımızdan ve Malatyalı hemşehrilerimizden Malatya’nın normalleşmesi konusunda verdiğiniz desteğe devam etmenizi çok önemli görüyorum. Sürekli mağduriyet algısı üzerinden şehri normalleştiremeyeceğimizi, psikolojiyi düzeltemeyeceğimizi hatırlatmak istiyorum” dedi.   “Temel Amacımız Vatandaşlarımızın Hayatını Kurtarmak” İl Afet ve Acil Durum Koordinasyon Toplantısı’nın içeriğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yavuz, kurul üyeleri ve çalışma gruplarıyla afet müdahale planlarının ayrıntılı şekilde ele alındığını söyledi. Afetlere müdahalede öncelikli hedefin can kayıplarını önlemek olduğunu belirten Yavuz, şöyle konuştu: “Temel amacımız vatandaşlarımızın hayatını kurtarmak. Bir afet sırasında kesintiye uğrayan hayatı ve faaliyetleri en kısa sürede normale döndürmek. Müdahale çalışmalarını hızlı ve planlı bir şekilde gerçekleştirmek, afet bölgesinin ve çevresinin güvenliğini sağlamak, halk sağlığını korumak, ekonomik ve sosyal kayıpları azaltmak, ikincil afetleri önlemek ve kaynakların etkin kullanılmasını sağlamak hedefleri doğrultusunda çalışmalarımızı yürütüyoruz.” Afet anında kamuoyunun doğru bilgilendirilmesinin de önem taşıdığını kaydeden Yavuz, kurumlar arasındaki iletişim ve koordinasyonun kesintisiz sürdürülmesinin hedeflendiğini ifade etti.   “Deprem Dışında İklim Değişikliğinin Getirdiği Risklerle de Karşı Karşıyayız” Türkiye’nin deprem kuşağında bulunduğunu hatırlatan Yavuz, afet risklerinin yalnızca depremlerle sınırlı olmadığını, iklim değişikliği ve küresel ısınmanın da yeni tehditleri beraberinde getirdiğini söyledi. Yavuz, “6 Şubat depremleri göstermiştir ki maalesef ülkemiz bir deprem kuşağı üzerinde bulunuyor. Bunun dışında iklim değişikliği, küresel ısınma gibi yağış rejimini doğrudan etkileyen diğer tehdit ve tehlikelerle de yüzleşiyoruz” ifadelerini kullandı. Toplumun afetlere dirençli hale getirilmesi gerektiğini vurgulayan Yavuz, mevcut risklerin analiz edilmesi, altyapının güçlendirilmesi ve yapıların afet güvenliği esas alınarak inşa edilmesinin öncelikli çalışma alanları arasında bulunduğunu belirtti.   Dere Yatakları ve Zemin Etütlerine Dikkat Çekti Malatya’da afet risklerini azaltmaya yönelik çalışmaların Büyükşehir Belediyesi, ilçe belediyeleri, Devlet Su İşleri (DSİ), Karayolları ve diğer kamu kurumlarıyla koordineli şekilde sürdürüldüğünü belirten Yavuz, özellikle yapı güvenliği ve riskli alanların değerlendirilmesine dikkat çekti. Yavuz, “İnşallah riskleri azaltarak, daha çok çalışarak, binalarımızı sağlam yaparak, zemin etütlerini gerçekleştirerek ve dere yatakları başta olmak üzere diğer afete konu olabilecek alanlara dikkatli bir şekilde yoğunlaşarak Malatya’mızı ve ülkemizi çok daha güvenli hale getiririz” dedi. Kentte askeri birliklerin bulunmasının da afetlere müdahale kapasitesine önemli katkı sunduğunu ifade eden Yavuz, olası afetlere karşı bütün kurumların hazırlıklı olması gerektiğini vurguladı.   “Malatya Yaralarını Sararak Ayağa Kalktı” Malatya’nın deprem sonrası yeniden ayağa kalkma sürecinde önemli mesafe katettiğini belirten Vali Yavuz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a, İçişleri Bakanlığına, AFAD’a, yerel yönetimlere ve kamu kurumlarına teşekkür etti. Yavuz, “Malatya afetten sonra yaralarını saran, dimdik ayağa kalkan, geleceğe umutla bakan bir konuma ulaşmıştır. Hepimiz onurluyuz, gururluyuz, sevinçliyiz. İnşallah birlikte daha çok çalışarak, riskleri azaltarak bir daha böyle afetlerle yüzleşmek zorunda kalmayız” ifadelerini kullandı. Toplantı, Malatya’nın afetlere hazırlık kapasitesinin artırılması, kurumlar arası iş birliğinin güçlendirilmesi ve olası afetlerde müdahale süreçlerinin daha etkin yürütülmesine yönelik değerlendirmelerle tamamlandı.

16.10.2026 71
POLİTİKA

İYİ Parti'den Doğanşehir Belediyesine İmar ve Enkaz Eleştirisi

İYİ Parti Doğanşehir İlçe Başkanı Süheyla Kurnaz, 6 Şubat depremlerinin ardından ilçede imar sorunlarının ve enkaz atıklarına ilişkin sıkıntıların devam ettiğini belirterek Belediye Başkanı Mehmet Bayram'a çağrıda bulundu. Kurnaz, vatandaşların sorunlarına yönelik somut adımlar atılmasını ve çözüm takviminin kamuoyuyla paylaşılmasını istedi.   İYİ Parti Doğanşehir İlçe Başkanı Süheyla Kurnaz, deprem sonrası yeniden yapılanma sürecinde yaşandığını belirttiği sorunlara ilişkin açıklamalarda bulundu. İlçedeki imar belirsizlikleri ve enkaz atıklarının vatandaşların yaşamını olumsuz etkilediğini savunan Kurnaz, Doğanşehir Belediye Başkanı Mehmet Bayram'ı eleştirdi.   "Üç Yıl Geçti, Sorunlar Hâlâ Gündemde"   6 Şubat 2023 depremlerinin üzerinden üç yılı aşkın süre geçmesine rağmen ilçede bazı sorunların çözülemediğini öne süren Kurnaz, özellikle imar konusundaki belirsizliklerin depremzedelerin yeniden hayat kurma sürecini zorlaştırdığını ifade etti. İmar meselesinin yalnızca teknik bir planlama sorunu olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Kurnaz, konunun vatandaşların mülkiyet haklarını ve gelecek planlarını doğrudan etkilediğini söyledi. İlçede bulunan enkaz atıklarının da önemli bir sorun olduğunu savunan Kurnaz, bu durumun çevre kirliliği ve sağlık endişelerinin yanı sıra depremzedeler üzerinde psikolojik baskı oluşturduğunu dile getirdi.   Belediye Başkanı Bayram'a Üç Soru   Doğanşehir Belediye Başkanı Mehmet Bayram'a seslenen Kurnaz, belediye yönetiminden ilçenin yeniden yapılanma sürecine ilişkin açıklama beklediklerini belirtti. Kurnaz, Başkan Bayram'a şu soruları yöneltti: Doğanşehir'de devam eden imar sorunlarının çözümü için bugüne kadar hangi somut adımlar atıldı? İlçedeki enkaz atıklarının kaldırılması konusunda hangi çalışmalar gerçekleştirildi? Çözüm bekleyen sorunlar ne zaman giderilecek ve vatandaşlara nasıl bir takvim sunulacak?   "Vatandaş Belirsizlik İçinde Bırakılmamalı"   Deprem sonrası yeniden yapılanma çalışmalarının açık ve şeffaf bir anlayışla yürütülmesi gerektiğini ifade eden Kurnaz, vatandaşların sorunların ne zaman çözüleceğini bilmek istediğini kaydetti. İlçede yaşandığını belirttiği sıkıntıların giderilmesi için ilgili kurumların sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini savunan Kurnaz, çalışmaların belirli bir takvim doğrultusunda yürütülmesi çağrısında bulundu.   "Doğanşehir Sahipsiz Değildir"   İYİ Parti Doğanşehir İlçe Başkanlığı olarak vatandaşların taleplerini gündemde tutmaya devam edeceklerini belirten Kurnaz, açıklamasında belediye yönetimine yönelik eleştirilerini yineledi. Kurnaz, "Doğanşehir sahipsiz değildir! Depremzedenin sabrı, vatandaşın hakkı ve ilçemizin geleceği görmezden gelinemez. Halkımız artık vaat değil, hizmet beklemektedir" ifadelerini kullandı. İlçede imar ve enkaz sorunlarının çözümü için somut çalışmalar yapılmasını isteyen Kurnaz, sürecin takipçisi olacaklarını bildirdi.  

12.10.2026 69
SAĞLIK

Egzama Sosyal Hayatı da Etkileyebiliyor

Egzamanın yalnızca ciltte kaşıntı, kuruluk ve kızarıklığa neden olmadığını belirten uzmanlar, hastalığın kişinin psikolojik sağlığını ve sosyal ilişkilerini de etkileyebildiğine dikkat çekiyor. Klinik Psikolog İpek Erol, özellikle görünür bölgelerdeki egzama belirtilerinin sosyal kaygıyı artırabildiğini belirterek, psikolojik desteğin önemine işaret etti.   Egzama, ciltte oluşturduğu fiziksel belirtilerin yanı sıra bireylerin günlük yaşamında ve sosyal ilişkilerinde de çeşitli zorluklara yol açabiliyor. Özellikle yüz, boyun ve eller gibi kolay fark edilen bölgelerde ortaya çıkan belirtiler, bazı kişilerde dış görünüşleri nedeniyle yargılanma endişesine neden olabiliyor. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikoloğu İpek Erol, egzamanın psikolojik etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, hastalıkla mücadelede yalnızca dermatolojik tedavinin değil, kişinin duygusal durumunun da dikkate alınması gerektiğini belirtti.   Egzama Sosyal Kaygıyı Artırabiliyor   Egzamanın genellikle kaşıntı, kuruluk ve ciltte meydana gelen değişimlerle tanımlandığını ifade eden Erol, hastalığın etkilerinin fiziksel belirtilerle sınırlı kalmadığını söyledi. Özellikle görünür bölgelerdeki egzamanın bireylerin sosyal ortamlarda kendilerini nasıl hissettiklerini etkileyebildiğini belirten Erol, kişinin arkadaş buluşmalarında, iş toplantılarında veya yeni insanlarla tanışırken başkalarının dikkatinin sürekli cildinde olduğunu düşünebildiğini kaydetti. Bu düşüncelerin zamanla sosyal ilişkileri zorlaştıran bir kaygı döngüsüne dönüşebileceğini ifade eden Erol, bireylerin çevrelerindeki insanların bakışlarını ve davranışlarını yanlış yorumlayabildiğine dikkat çekti.   Cildini Gizlemek İçin Sosyal Ortamlardan Uzaklaşabiliyor   Egzama nedeniyle yaşanan kaygının bazı kişilerde kaçınma davranışlarına yol açabildiğini belirten Erol, şu ifadeleri kullandı: “Kaygı arttıkça cildi saklama, göz temasından kaçınma ya da ortamdan erken ayrılma isteği de artıyor. Kaçınma o an için rahatlama sağlasa da sonraki sosyal karşılaşmayı daha zor hale getirebiliyor.” Kişinin karşısındaki insanların kısa bir bakışını veya yüz ifadesindeki değişikliği kendisi hakkında olumsuz bir değerlendirme olarak algılayabildiğini anlatan Erol, bu durumun zaman içerisinde sosyal ilişkilerden uzaklaşmaya neden olabileceğini söyledi.   Egzama Bulaşıcı Değil   Toplumda görünür cilt hastalıklarına ilişkin yanlış inanışların bulunduğunu hatırlatan Erol, egzamanın bulaşıcı bir hastalık olmadığını ve kişisel bakım eksikliğinin göstergesi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı. Buna rağmen egzaması olan bireylerin başkaları tarafından yanlış anlaşılmaktan endişe duyabildiğini belirten Erol, özellikle geçmişte olumsuz yorumlarla karşılaşan kişilerde bu kaygının daha belirgin hale gelebildiğini ifade etti. Erol, başkaları tarafından yargılanma korkusunun zamanla kişinin kendi dış görünüşünden utanmasına yol açabileceğini, bunun da psikolojik yükü artırabileceğini kaydetti.   Sosyal Hayattan Uzaklaşmak Önemli Bir İşaret   Egzaması bulunan herkesin sosyal kaygı yaşamadığını belirten Erol, hastalığın görünürlüğünün tek başına psikolojik etkilerin düzeyini belirlemediğine dikkat çekti. Ancak kişinin cildinin görünmesinden çekindiği için arkadaş buluşmalarını sürekli iptal etmesi, iş ortamında geri planda kalması veya yakın ilişkiler kurmaktan kaçınmasının psikolojik destek ihtiyacına işaret edebileceğini söyledi. Erol, burada temel ölçütün kaygının kişinin günlük yaşamını ve sosyal ilişkilerini ne ölçüde sınırlandırdığı olduğunu vurguladı.   Psikolojik Destek Yaşam Kalitesini Artırabilir   Egzamanın yol açtığı sosyal kaygıyla başa çıkmada psikolojik desteğin önemli bir rol üstlenebileceğini belirten Erol, bilişsel davranışçı terapinin olumsuz düşünce ve kaçınma davranışları üzerinde çalışmak için yararlı bir yaklaşım sunduğunu ifade etti. Kabul ve kararlılık terapisinin de kişinin zorlayıcı düşüncelerine rağmen sosyal yaşamını sürdürmesine yardımcı olabileceğini belirten Erol, şöyle konuştu: “Egzama ile yaşarken sosyal hayatı sürdürmek, kişinin her zaman rahat hissetmesi gerektiği anlamına gelmez. Bazen ilerleme, kaygı varken de bir buluşmaya gitmek, toplantıda fikrini söylemek veya biriyle yakınlık kurmaya izin vermektir.”   Tedavide Psikolojik Etkiler de Dikkate Alınmalı   Egzamanın tedavisinde fiziksel belirtilerin kontrol altına alınmasının yanı sıra hastalığın oluşturduğu duygusal yükün de göz önünde bulundurulması gerektiğini belirten Erol, toplumsal farkındalığın artırılmasının önemine dikkat çekti. Görünür cilt hastalıklarıyla yaşayan bireylere karşı önyargılı yaklaşımlardan kaçınılması gerektiğini ifade eden Erol, doğru bilgilendirme ve gerektiğinde alınacak psikolojik desteğin hastaların yaşam kalitesine katkı sağlayabileceğini kaydetti.  

12.10.2026 71