Medya Malatya
Medya Malatya

“Uzman” için sonuçlar

Başlık, özet ve etiketlerde arandı.

50 sonuç
SAĞLIK

Hepatit Sessizce İlerliyor: Yıllarca Belirti Vermeden Siroz ve Kansere Yol Açabiliyor

Hepatit B ve C virüslerinin yıllarca belirti vermeden karaciğere zarar verebildiğini belirten Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, hastalığın fark edilmediği durumlarda siroz ve karaciğer kanserine kadar ilerleyebileceği uyarısında bulundu. Mamçu, erken teşhis için kan testinin önemine dikkat çekti.   Hepatit virüsleri, belirgin bir şikâyete yol açmadan uzun yıllar vücutta kalabiliyor. Özellikle Hepatit B ve C enfeksiyonları, bazı hastalarda sessizce ilerleyerek ciddi karaciğer hastalıklarına neden olabiliyor. Uzmanlar, sarılık görülmemesinin hepatit bulunmadığı anlamına gelmediğini belirterek erken tanının hayati önem taşıdığını vurguluyor.   Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, hepatit virüslerinin bulaşma yolları, hastalığın belirtileri ve uzun vadede oluşturabileceği sağlık risklerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.   Her sarılık bulaşıcı değil   Sarılığın, bilirubin adı verilen maddenin vücutta birikmesi sonucunda deri ve göz aklarının sararmasıyla ortaya çıktığını belirten Dr. Mamçu, her sarılığın aynı nedenden kaynaklanmadığını söyledi. Sarılığın karaciğer hastalıklarının yanı sıra bilirubin metabolizmasındaki farklı sorunlardan da kaynaklanabileceğini ifade eden Mamçu, yalnızca bazı mikroorganizmaların neden olduğu sarılıkların bulaşıcı olduğunu kaydetti. Sarılığın nedeninin mutlaka hekim tarafından belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Mamçu, viral hepatitlerin karaciğerde iltihaplanmaya yol açan enfeksiyon hastalıkları olduğunu dile getirdi. Hastalık yıllarca fark edilmeyebilir   Hepatit enfeksiyonlarının her zaman belirgin belirtilerle ortaya çıkmadığını aktaran Dr. Mamçu, bazı kişilerin hastalığı geçirdiğini dahi fark etmediğini söyledi. Hastaların önemli bir bölümünde sarılığın hiç görülmeyebildiğini veya çok hafif seyrettiğini belirten Mamçu, özellikle çocuklarda belirtilerin daha silik olabildiğine dikkat çekti. Hastalığın bazı kişilerde halsizlik, iştahsızlık, mide bulantısı, karın sağ üst bölgesinde ağrı, idrar renginde koyulaşma ve göz aklarında sararma gibi belirtilerle ortaya çıkabildiğini ifade eden Mamçu, bu şikâyetlerin bulunmamasının enfeksiyon ihtimalini ortadan kaldırmadığını kaydetti.   Bulaşma yolları virüsün türüne göre değişiyor   Hepatit virüslerinin bulaşma yollarının farklılık gösterdiğini belirten Dr. Mamçu, Hepatit A ve E’nin çoğunlukla dışkıyla kirlenmiş su ve gıdalar aracılığıyla bulaştığını söyledi. Hepatit B ve C’nin ise enfekte kanla temas, steril olmayan tıbbi malzemeler, ortak enjektör kullanımı ve kişisel bakım eşyalarının paylaşılması yoluyla bulaşabildiğini belirten Mamçu, cinsel temas ve anneden bebeğe geçişin de mümkün olduğunu ifade etti. Hepatit C’nin başlıca bulaşma yolunun kan teması olduğunu, cinsel yolla bulaşma riskinin ise Hepatit B’ye göre daha düşük olduğunu hatırlatan uzmanlar, özellikle sterilizasyon ve kişisel hijyen kurallarına dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor.   Hepatit B karaciğeri sessizce tahrip edebiliyor   Hepatit B enfeksiyonunun bazı kişilerde kronikleşerek uzun yıllar devam edebildiğine dikkat çeken Dr. Mamçu, virüsü taşıyan herkesin belirgin bir hastalık tablosu yaşamadığını belirtti. Mamçu, “B ve C virüsü taşıyıcılarının mutlaka hasta olmaları gerekmez. Bu taşıyıcıların büyük çoğunluğu belirti vermez, fakat virüsü çevrelerine yayabilirler. Bazılarında, virüs karaciğeri sessizce hasara uğratır ve siroza giden yolu açar.” dedi. Kronik Hepatit B enfeksiyonunun zaman içerisinde karaciğer dokusunda hasara, siroza ve karaciğer kanserine neden olabildiğini belirten Mamçu, enfeksiyonun takip edilmesinin önemine işaret etti.   Hepatit C’de siroz ve kanser riski   Hepatit C enfeksiyonunun da kronikleşme eğiliminin yüksek olduğunu belirten Dr. Mamçu, tedavi edilmeyen hastalarda zamanla ciddi karaciğer hasarı gelişebileceğini söyledi. Özellikle hemodiyaliz tedavisi görenler ve geçmişte sık kan nakli yapılan hastalarda enfeksiyon riskinin değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Mamçu, Hepatit C’nin bireysel sağlık açısından ciddi sonuçlar doğurabildiğini kaydetti. Günümüzde Hepatit C’nin doğrudan etkili antiviral ilaçlarla hastaların büyük çoğunluğunda tedavi edilebildiği, Hepatit B’nin ise aşılama yoluyla önlenebildiği ve uygun hastalarda antiviral tedaviyle kontrol altına alınabildiği biliniyor.   Kesin tanı için kan testi şart   Hepatit B ve C enfeksiyonlarının herhangi bir belirti vermeden ilerleyebileceğini bir kez daha hatırlatan Dr. Mamçu, hastalığın erken dönemde tespit edilmesinin karaciğer sağlığının korunması açısından büyük önem taşıdığını vurguladı. Özellikle risk grubundaki kişilerin gerekli tarama testlerini yaptırması gerektiğini belirten Mamçu, “Kişinin B ve C virüsünü taşıyıp taşımadığını bilmesinin tek yolu kan testi yaptırmaktır.” ifadelerini kullandı. Uzmanlar, erken tanı ve düzenli tıbbi takibin kronik hepatite bağlı siroz ve karaciğer kanseri riskinin azaltılmasında kritik rol oynadığını belirtiyor.

2 gün önce 24
SAĞLIK

Yaşlılarda İçe Kapanma ve Unutkanlığı Hafife Almayın

Yaşlılık döneminde ortaya çıkan unutkanlık, içe kapanma ve ani davranış değişiklikleri, sanıldığı gibi her zaman yaşlanmanın doğal bir sonucu olmayabiliyor. Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, bu belirtilerin depresyon, bilişsel bozukluklar veya farklı sağlık sorunlarının habercisi olabileceğini belirterek, özellikle günlük yaşamı etkileyen değişikliklerde erken tanı ve tedavinin önemine dikkat çekti.   İlerleyen yaşla birlikte bireylerin sosyal ilişkilerinde, davranışlarında ve hafıza işlevlerinde çeşitli değişiklikler yaşanabiliyor. Ancak uzmanlar, özellikle sonradan ortaya çıkan belirgin kişilik değişikliklerinin ve unutkanlık şikâyetlerinin yalnızca yaşlılığa bağlanmaması gerektiği konusunda uyarıyor. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, yaşlı bireylerde görülen davranış değişiklikleri, unutkanlık ve depresyon belirtilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.   “Belirgin kişilik değişiklikleri normal kabul edilmemeli”   Yaşlı bireylerin zamanla daha sakin bir yaşamı tercih edebileceğini ve sosyal çevrelerinin daralabileceğini belirten Şen, ani ve belirgin davranış değişikliklerinin farklı sağlık sorunlarına işaret edebileceğini söyledi. Şen, “Yaş aldıkça insanın bazı alışkanlıklarının değişmesi gayet normal olabilir. Daha sakin olabilir, sosyal çevresi biraz daha azalabilir. Ancak belirgin ve yeni başlayan bir kişilik veya davranış değişikliğini sadece yaşlılığa bağlamak çok sağlıklı değildir. Çünkü bazen bunlar depresyonun, bilişsel sorunların, kullanılan ilaçların yan etkilerinin veya başka tıbbi problemlerin sonucu olabilir.” dedi. Ailelerin bu süreçte suçlayıcı bir yaklaşım yerine anlayışlı ve destekleyici davranması gerektiğini ifade eden Şen, yaşlı bireylerin davranışlarındaki değişikliklerin dile getiremedikleri sorunların ilk işareti olabileceğini kaydetti.   Her unutkanlık Alzheimer anlamına gelmiyor   Yaşlılarda görülen her unutkanlığın Alzheimer hastalığıyla ilişkilendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Şen, normal yaşlanmayla birlikte bazı bilgilerin hatırlanmasının zaman alabileceğini söyledi. Ancak unutkanlığın günlük yaşamı etkilemeye başlamasının önemli bir uyarı işareti olduğunu belirten Şen, “Bir ismi unutmak, anahtarı nereye koyduğunu hatırlayamamak hemen Alzheimer olduğu anlamına gelmez. Ancak kişi aynı soruyu kısa aralıklarla tekrar tekrar soruyorsa, yakın zamanda yaşanan olayları unutuyorsa, ilaçlarını veya parasını yönetmekte zorlanıyorsa, daha önce bildiği işleri yapamıyorsa ya da tanıdığı yerlerde yönünü kaybediyorsa bu durumlar göz ardı edilmemeli.” ifadelerini kullandı. Unutkanlık şikâyetlerinin erken dönemde değerlendirilmesinin hem hastaların hem de ailelerinin yaşam kalitesini artırabileceğine dikkat çekti.   “Bunu da mı unuttun?” demek kaygıyı artırıyor   Unutkanlık yaşayan yaşlı bireylere yönelik eleştirel ifadelerin psikolojik açıdan olumsuz sonuçlar doğurabileceğini belirten Şen, ailelerin iletişim diline dikkat etmesi gerektiğini söyledi. Şen, “'Bunu da mı unuttun?', 'Yine unuttun', 'Bir türlü hatırlamıyorsun' gibi ifadeler, yaşlı bireylerde yoğun kaygıya neden olabilir. Bu durum unutkanlık şikâyetlerini artırabileceği gibi kişinin yaşadığı sorunları gizlemesine de yol açabilir. Bu nedenle değişiklikleri dikkatle gözlemlemek, kişiyi anlamaya çalışmak ve gerektiğinde uzman desteği almak daha sağlıklıdır.” dedi.   “İçe kapanma depresyonun habercisi olabilir”   Yaşlılık döneminde depresyonun genç bireylerden farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini ifade eden Şen, özellikle sosyal hayattan uzaklaşma, isteksizlik, uyku bozuklukları ve enerji kaybına dikkat çekti. Yaşlı bireylerin depresyonda olduklarını her zaman fark edemediklerini belirten Şen, “Kişi hiçbir şey yapmak istemediğini, insanlarla görüşmekten rahatsız olduğunu, çabuk yorulduğunu veya eskisi gibi düşünemediğini söyleyebilir. Uyku bozuklukları, iştah değişiklikleri, bedensel ağrılar ve unutkanlık da bu tabloya eşlik edebilir. Özellikle yeni başlayan içe kapanma ve unutkanlığın hızla ilerlemesi, yaşlılık depresyonu açısından değerlendirilmesi gereken önemli belirtilerdir.” diye konuştu.   Psikiyatrik yatış her zaman ağır hastalık anlamına gelmiyor   Yaşlı bireylerin psikiyatri servisinde tedavi altına alınmasının ailelerde endişeye yol açabildiğini belirten Şen, hastane yatışının bazı durumlarda güvenliğin sağlanması ve tedavinin düzenlenmesi amacıyla tercih edildiğini söyledi. Ağır depresyon, intihar riski, psikotik belirtiler veya temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çekme gibi durumlarda hastanede yakın takip gerekebileceğini belirten Şen, “Psikiyatrik yatış her zaman hastalığın çok ağır olduğu anlamına gelmez. Bazen hastanın güvenliğini sağlamak, tedavisini düzenlemek ve yakından takip etmek amacıyla hastane yatışı öneriyoruz. Bu süreçte hastaya kaygısını artıracak ifadeler yerine, bir süre daha yakından takip edileceğinin anlatılması önemlidir.” dedi.   Erken tanı ve tedavi hayati önem taşıyor   Yaşlılık depresyonunun zamanında fark edilmemesi halinde ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirten Şen, özellikle intihar riskine karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı. Yaşlı bireylerde depresyon tedavisine verilen yanıtın bazı durumlarda daha yavaş olabileceğini ifade eden Şen, erken tanının önemine dikkat çekerek, “Yaşlılık depresyonunda intihar riski daha ön planda olabilir. Tedaviye yanıt da zaman zaman daha yavaş gelişebilir. Bu nedenle belirtilerin erken fark edilmesi ve uygun tedaviye başlanması büyük önem taşıyor.” ifadelerini kullandı. Şen, ailelerin yaşlı bireylerde ortaya çıkan yeni davranış değişikliklerini, unutkanlığı ve sosyal hayattan uzaklaşmayı dikkatle takip etmesi, bu belirtilerin günlük yaşamı etkilemesi halinde uzman desteğine başvurması gerektiğini belirtti.  

3 gün önce 51
SAĞLIK

Uzmanından Soğuk Havalarda Göz Sağlığını Korumak İçin 7 Öneri

Havaların soğumasıyla birlikte göz alerjisi ve göz kuruluğu şikâyetleri artabiliyor. Özellikle kapalı ortamlarda geçirilen sürenin uzaması, ev tozu, küf ve kuru havaya maruziyeti artırırken, uzmanlar gözleri ovuşturmanın ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Burcu Usta Uslu, soğuk havalarda göz sağlığını korumak için alınması gereken 7 önlemi açıkladı.   Sonbahar ve kış aylarında düşen hava sıcaklıkları, rüzgâr ve kapalı ortamlarda kullanılan ısıtma sistemleri göz sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Genellikle bahar aylarıyla ilişkilendirilen göz alerjileri, soğuk havalarda da ortaya çıkabiliyor. Özellikle ev içindeki alerjenler ile kuru hava, gözlerde kaşıntı, kızarıklık, sulanma, yanma ve batma gibi şikâyetlere neden olabiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Burcu Usta Uslu, soğuk havalarda göz sağlığının korunması için hem alerjenlere karşı önlem alınması hem de göz kuruluğunun önlenmesi gerektiğini belirtti.   “Göz alerjisi sadece bahar aylarında görülmüyor”   Soğuk havalarda kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesinin ev içi alerjenlere maruziyeti artırabildiğini belirten Uslu, “Ev tozu akarları, küf ve evcil hayvan kaynaklı alerjenler, duyarlı kişilerde kaşıntı, kızarıklık ve sulanmaya yol açabiliyor. Soğuk ve rüzgârlı havanın yanı sıra ısıtılan ortamların kuru havası da göz kuruluğuna neden olarak yanma ve batma gibi şikâyetleri bu tabloya ekleyebiliyor. Bu nedenle hem alerjiyi tetikleyen etkenlerden korunmak hem de göz kuruluğuna karşı önlem almak kıymetli. Devam eden şikâyetlerde ise göz hekimine başvurmak önemsenmeli.” dedi.   Gözleri ovuşturmak ciddi hastalıklara yol açabilir   Göz alerjisinin en yaygın belirtilerinden biri olan kaşıntının, kişileri gözlerini ovuşturmaya yönelttiğini ifade eden Uslu, bu alışkanlığın kornea sağlığı açısından önemli riskler taşıdığını söyledi. Özellikle sürekli ve şiddetli göz ovuşturmanın korneanın yapısını bozabileceğine dikkat çeken Uslu, “Gözleri ovuşturmak korneaya zarar verebilir ve enfeksiyon riskini artırabilir. Özellikle sürekli ve şiddetli ovuşturma, korneanın incelerek öne doğru sivrileştiği keratokonus hastalığının gelişme ve ilerleme riskini artırabilir. Şiddetli göz alerjileri de tedavi edilmediğinde korneada hasara ve leke oluşumuna yol açabilir. Bu nedenle kaşıntıyı ovuşturarak gidermeye çalışmak yerine, nedenini belirlemek ve uygun tedaviyi planlamak için göz hekiminden destek alınmalı.” ifadelerini kullandı.   Soğuk havalarda göz sağlığını korumanın 7 yolu   Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Burcu Usta Uslu, sonbahar ve kış aylarında göz alerjisinden korunmak ve göz kuruluğuna bağlı şikâyetleri azaltmak için şu önerilerde bulundu: 1. Gözlerinizi rüzgârdan koruyun: Dışarı çıkarken göz çevresini saran ve rüzgârın doğrudan göze temasını azaltan güneş gözlükleri kullanın. 2. El ve yüz temizliğine dikkat edin: Dışarıdan eve geldiğinizde ellerinizi ve yüzünüzü yıkayın. Toz ve alerjenlerle yoğun temas sonrasında duş alın. 3. Ev içindeki alerjenleri azaltın: Ev tozu akarlarına karşı düzenli temizlik yapın. Tozları nemli bezle alın, yatak çarşaflarını ve yastık kılıflarını sık sık yıkayın. 4. Isıtıcı ve klimalara dikkat edin: Isıtıcı ve klimalardan gelen havanın doğrudan yüzünüze temas etmesini önleyin. Ortamı aşırı ısıtmaktan ve küf oluşumunu artırabilecek yüksek nemden kaçının. 5. Soğuk kompres uygulayın: Gözlerde oluşan kaşıntıyı hafifletmek için temiz bir bez yardımıyla kapalı göz kapaklarına soğuk kompres uygulayın. 6. Göz damlalarını bilinçsiz kullanmayın: Suni gözyaşı ve alerji tedavisinde kullanılan göz damlalarını hekim önerisi doğrultusunda kullanın. 7. Gözlerinizi ovuşturmayın: Kaşıntı ve tahriş durumunda gözlerinizi ovuşturmaktan kaçının. Şikâyetlerin devam etmesi halinde mutlaka göz hastalıkları uzmanına başvurun. Uzmandan erken müdahale uyarısı Gözlerde meydana gelen kaşıntı, kızarıklık ve kuruluk şikâyetlerinin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Uslu, özellikle uzun süre devam eden alerjik reaksiyonların kornea sağlığını olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti. Uslu, göz sağlığının korunmasında çevresel faktörlere karşı alınacak basit önlemlerin önemli olduğunu belirterek, şikâyetlerin devam etmesi halinde uzman değerlendirmesinin geciktirilmemesi gerektiğini kaydetti.  

3 gün önce 55
SAĞLIK

Kalça Protezine Alternatif Arayışında Türk Doktorun Dünyada İlk Olan Araştırması

Ortopedi uzmanı Doç. Dr. Serkan Akpancar'ın da aralarında bulunduğu araştırma ekibinin, kalça çıkığına bağlı kireçlenmenin ameliyatsız tedavisine yönelik bilimsel çalışması dikkat çekti. Uluslararası hakemli dergide yayımlanan araştırmada, proloterapi enjeksiyonlarının ağrıyı azaltma ve kalça fonksiyonlarını iyileştirme açısından olumlu sonuçlar verdiği ortaya konuldu.   Kalça protezi ameliyatına alternatif olabilecek cerrahi dışı tedavi yöntemlerine yönelik bilimsel çalışmalar sürerken, Türk bilim insanlarının gerçekleştirdiği araştırma uluslararası tıp literatürüne önemli bir katkı sağladı. Ortopedi uzmanı Doç. Dr. Serkan Akpancar, Deniz Gül ve Aydan Orsçelik tarafından yürütülen çalışmada, gelişimsel kalça displazisine bağlı kireçlenme yaşayan hastalarda proloterapi enjeksiyonlarının etkileri incelendi. 2020 yılında uluslararası hakemli Medical Science Monitor dergisinde yayımlanan araştırma, söz konusu hasta grubunda enjeksiyon tedavisinin etkilerini değerlendiren ilk çalışma olarak bilimsel literatürde yer aldı.   Dünyada İlk Kez Enjeksiyon Tedavisinin Etkileri Araştırıldı   Kalça gelişimsel displazisi, kalça ekleminin yapısal gelişimindeki bozukluk nedeniyle zaman içerisinde ağrıya, hareket kısıtlılığına ve eklem kireçlenmesine yol açabiliyor. İleri evre hastalarda total kalça protezi ameliyatı önemli bir tedavi seçeneği olarak uygulanıyor. Türk araştırmacıların gerçekleştirdiği çalışmada ise ameliyatsız tedavi yöntemlerinden proloterapinin bu hastalardaki etkinliği değerlendirildi. Araştırmacılar, çalışmanın yayımlandığı dönemde gelişimsel kalça displazisine bağlı kireçlenmede herhangi bir enjeksiyon yönteminin etkilerini inceleyen ilk araştırma olduğunu belirtti.   41 Hastanın 46 Kalçası İncelendi   Bilimsel araştırma kapsamında 41 hastanın toplam 46 kalçası değerlendirildi. Hastaların bir bölümüne proloterapi enjeksiyonu uygulanırken diğer gruba kontrollü ve aşamalı egzersiz programı verildi. Hastaların tedavi öncesi ve sonrasındaki ağrı düzeyleri ile kalça eklem fonksiyonları farklı dönemlerde ölçüldü. Elde edilen sonuçlara göre, proloterapi uygulanan hastalarda özellikle altıncı ve on ikinci aylarda ağrı kontrolü ve fonksiyonel iyileşme açısından egzersiz grubuna kıyasla istatistiksel olarak daha olumlu sonuçlar kaydedildi. Araştırmada, proloterapi grubunun ağrı skorlarında bir yıllık takip sonunda belirgin düşüş yaşandığı, kalça fonksiyonlarını değerlendiren ölçümlerde ise iyileşme sağlandığı belirlendi.   Kalça protezi ameliyatını geciktirebilir mi?   Araştırmanın dikkat çeken yönlerinden biri de proloterapi uygulamasının uygun hastalarda cerrahi müdahaleye kadar geçen süre üzerinde etkili olabileceğine ilişkin bulgular oldu. Kalça protezi ameliyatı, ileri düzey eklem kireçlenmelerinde ağrının azaltılması ve hareket kabiliyetinin yeniden kazandırılması açısından etkili tedavi yöntemleri arasında bulunuyor. Bununla birlikte ameliyatın kapsamı, iyileşme süreci ve hastaların bireysel özellikleri nedeniyle cerrahi dışı yaklaşımlar da bilimsel olarak araştırılıyor. Doç. Dr. Akpancar ve çalışma arkadaşlarının elde ettiği veriler, proloterapinin belirli hasta gruplarında ağrıların hafifletilmesi ve günlük yaşam aktivitelerinin iyileştirilmesine katkı sağlayabileceğini gösterdi. Ancak araştırma, yöntemin kalça protezi ameliyatının yerini aldığını veya ameliyat ihtiyacını kesin olarak ortadan kaldırdığını ortaya koymuyor. Cerrahinin ne ölçüde ertelenebileceğinin belirlenmesi için daha geniş hasta gruplarını kapsayan uzun süreli araştırmalara ihtiyaç bulunuyor.   Ameliyatsız Tedavi Yöntemlerine Bilimsel Katkı   Proloterapi, belirli solüsyonların eklem ve çevresindeki dokulara enjeksiyon yoluyla uygulanmasına dayanan bir tedavi yaklaşımı olarak biliniyor. Ortopedide cerrahi dışı yöntemlerin geliştirilmesine yönelik çalışmalar kapsamında proloterapinin yanı sıra PRP, kolajen temelli uygulamalar ve hücresel tedaviler de araştırılıyor. Bununla birlikte bu yöntemlerin her birinin etkinliği ve güvenliği farklı klinik araştırmalarla değerlendirilirken, hastanın yaşı, eklemdeki hasarın derecesi ve hastalığın ilerleme düzeyi tedavi planlamasında belirleyici oluyor.   Türk Ortopedisinden Uluslararası Literatüre Katkı   Doç. Dr. Serkan Akpancar'ın da yer aldığı araştırma ekibinin çalışması, kalça çıkığına bağlı kireçlenmede ameliyatsız tedavi seçeneklerinin bilimsel temelde değerlendirilmesi açısından öncü araştırmalar arasında gösteriliyor. Çalışmanın sonuçları, proloterapi enjeksiyonlarının belirli hastalarda ağrı ve fonksiyon kaybının azaltılmasına katkı sağlayabileceğine işaret ederken, yöntemin uzun dönem etkilerinin daha kapsamlı klinik araştırmalarla ortaya konulması gerektiğini de vurguluyor. Türk bilim insanlarının uluslararası bilimsel literatüre kazandırdığı araştırma, kalça protezi öncesinde uygulanabilecek cerrahi dışı tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesine yönelik çalışmalara katkı sunuyor.    

5 gün önce 50
SAĞLIK

Kalp damarlarınızın yaşlandığını gösteren 5 kritik belirti

Kalp ve damar hastalıkları yalnızca ileri yaşlarda değil, genç yaşlarda da ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Kontrolsüz tansiyon, yüksek kolesterol, sigara ve hareketsiz yaşamın damarların biyolojik yaşını artırabildiğini belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Ekmekçi, özellikle efor sırasında nefes darlığı, göğüs sıkışması ve ani halsizlik gibi belirtilerin dikkate alınması gerektiğini söyledi.   Kalp ve damar hastalıklarının gelişiminde kişinin yaşı kadar yaşam tarzı ve risk faktörleri de belirleyici oluyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ahmet Ekmekçi, damar sertliğinin yıllar içerisinde oluşan hasarın sonucu olduğunu belirterek, genç yaşlarda da kalp krizi riskinin ortaya çıkabileceği konusunda uyardı.   35 yaşındaki kişinin damarları 60 yaşında olabilir Kalbin biyolojik yaşının kimlikte yazan yaştan farklı olabileceğini belirten Prof. Dr. Ekmekçi, damarların zaman içerisinde maruz kaldığı hasarın kalp sağlığını doğrudan etkilediğini ifade etti. Damar sertliğinin bir anda ortaya çıkmadığını kaydeden Ekmekçi, kontrol altına alınmayan yüksek tansiyon, LDL kolesterol, insülin direnci ve sigara kullanımının damarların erken yaşlanmasına neden olabileceğini belirtti. Ekmekçi, bu risk faktörlerine uzun süre maruz kalan 35 yaşındaki bir kişinin damar sertliğinin, 60 yaşındaki bir kişinin seviyesine ulaşabileceğine dikkat çekti.   Kalp damarları daralırken ortaya çıkan 5 belirti Kalp krizinin her zaman şiddetli göğüs ağrısıyla başlamadığını vurgulayan Ekmekçi, damar daralmasının bazı erken belirtilerle kendisini gösterebileceğini söyledi. Dikkat edilmesi gereken 5 belirtiyi sıralayan Ekmekçi, şu bilgileri paylaştı: Daha önce rahatlıkla çıkılan merdivenlerde nefes darlığı yaşanması veya efor sırasında göğüste sıkışma hissedilmesi. Çeneye, boyna, sol kola veya mide bölgesine yayılan, dinlenmeyle hafifleyen baskı hissi. Aniden ortaya çıkan ve açıklanamayan aşırı halsizlik. Belirgin bir neden olmadan gelişen soğuk terleme. Özellikle diyabet hastalarında göğüs ağrısı olmadan nefes darlığı veya bulantıyla kendisini gösterebilen kalp krizi belirtileri. Bu şikâyetlerin farklı sağlık sorunlarından da kaynaklanabileceğini belirten Ekmekçi, özellikle yeni başlayan veya tekrarlayan belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.   Yüksek tansiyon ve hareketsizlik kalbi yoruyor Yüksek tansiyonun kalbin iş yükünü artırdığını belirten Ekmekçi, uzun süre kontrol altında tutulmayan tansiyonun kalp kasında kalınlaşmaya ve zamanla kalp yetmezliğine neden olabileceğini ifade etti. Hareketsiz yaşamın da damar sağlığını olumsuz etkilediğine dikkat çeken Ekmekçi, düzenli fiziksel aktivitenin önemini vurguladı. Günlük 7-8 bin adım atmanın veya haftada en az 150 dakika tempolu yürüyüş yapmanın kalp ve damar sağlığının korunmasına önemli katkı sağlayabileceğini belirtti.   Elektronik sigara ve enerji içeceklerine dikkat Genç yaşlarda görülen kalp hastalıklarına da değinen Ekmekçi, işlenmiş gıda tüketimi, hareketsizlik, genetik yatkınlık ve nikotin kullanımının önemli risk faktörleri arasında bulunduğunu söyledi. Özellikle elektronik sigara kullanımının damar sağlığı açısından tehlike oluşturduğunu belirten Ekmekçi, enerji içeceklerinin de kalp ritmi ve kan basıncı üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini kaydetti. Enerji içeceklerinde bulunan yüksek miktardaki kafein ve diğer uyarıcı maddelerin kalp hızını artırabileceğini ifade eden Ekmekçi, özellikle ritim bozukluğu bulunan kişilerde ciddi sağlık sorunlarının ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu.   Kronik stres kalp krizi riskini artırabiliyor Uzun süreli stresin yalnızca psikolojik değil, fiziksel sonuçlarının da bulunduğunu belirten Ekmekçi, stres hormonlarının kalp hızını ve tansiyonu artırabildiğini söyledi. Kronik stresin damarların iç yüzeyini olumsuz etkileyebileceğini ve pıhtılaşma eğilimini artırabileceğini ifade eden Ekmekçi, yoğun üzüntü veya travma sonrasında ortaya çıkabilen, halk arasında “kırık kalp sendromu” olarak bilinen Takotsubo kardiyomiyopatisine de dikkat çekti.   Şikâyet olmasa da kalp kontrolleri ihmal edilmemeli Damar sertliğinin uzun süre belirti vermeden ilerleyebildiğini belirten Ekmekçi, kişilerin tansiyon, kan şekeri ve kolesterol değerlerini takip etmesinin önemini vurguladı. Risk durumuna göre açlık kan şekeri, HbA1c ve lipit profili gibi testlerin yapılabileceğini belirten Ekmekçi, genetik risklerin değerlendirilmesinde Lipoprotein(a) ve gerekli görülen hastalarda ApoB ölçümlerinden de yararlanılabileceğini ifade etti. Ailesinde erken yaşta kalp hastalığı bulunan kişilerde ise hekim değerlendirmesi doğrultusunda ileri tetkiklere ihtiyaç duyulabileceğini kaydetti.   Kalp hastalarının yaptığı iki büyük hata Kalp ve damar hastalıklarının tedavisinde yapılan hatalara da değinen Ekmekçi, tansiyon veya kolesterol değerleri normale döndüğünde ilaçların doktor önerisi olmadan bırakılmasının ciddi risk oluşturduğunu söyledi. Bir diğer önemli hatanın ise göğüs baskısı, nefes darlığı ve kola yayılan ağrı gibi belirtilerin geçmesini beklemek olduğunu belirten Ekmekçi, kalp krizinde erken müdahalenin hayati önem taşıdığını vurguladı. Ekmekçi, kalp krizi şüphesi durumunda zaman kaybedilmeden 112 Acil Çağrı Merkezi’nin aranması gerektiğini ifade etti.   Kalp sağlığını korumak genç yaşta başlıyor Kalp ve damar hastalıklarından korunmada sağlıklı yaşam alışkanlıklarının belirleyici olduğunu kaydeden Ekmekçi, Akdeniz tipi beslenme, düzenli egzersiz, kaliteli uyku ve sigaradan uzak durmanın önemine dikkat çekti. Tansiyon, kan şekeri, LDL kolesterol ve bel çevresi gibi sağlık göstergelerinin bilinmesi gerektiğini belirten Ekmekçi, damar tıkanıklığının çoğu zaman yıllar içerisinde geliştiğini ifade etti. Ekmekçi, modern kardiyolojide temel hedefin yalnızca tıkanan damarları tedavi etmek değil, risk faktörlerini erken dönemde kontrol altına alarak damar tıkanıklığını önlemek olduğunu vurguladı.

6 gün önce 47
GENEL

Malatya’da Miniklere Deprem Eğitimi

Malatya’nın Yeşilyurt ilçesinde 4-6 yaş Kur’an kurslarında eğitim gören çocuklara, AFAD ekipleri tarafından deprem farkındalık eğitimi verildi. Eğitimlerin ardından gerçekleştirilen tatbikatlarda minikler, deprem anında yapılması gerekenleri uygulamalı olarak öğrendi.   Yeşilyurt İlçe Müftülüğü ile Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) iş birliğinde, ilçedeki 4-6 yaş Kur’an kurslarında deprem farkındalık eğitimleri ve uygulamalı tatbikatlar düzenlendi. Fatma Arslan, Esma Biltacı Kültür Sanat Merkezi ve Hanife Kaba 4-6 Yaş Kur’an kurslarında gerçekleştirilen eğitimlere, Yeşilyurt İlçe Müftülüğü İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) Uzmanı Erdal Turmuş ile AFAD ekipleri katıldı.   Minikler Depreme Karşı Bilinçlendirildi Eğitimlerde çocuklara, yaş gruplarına uygun anlatımlarla deprem öncesinde alınması gereken tedbirler, deprem sırasında yapılması gerekenler ve güvenli hareket etme yöntemleri hakkında bilgiler aktarıldı. Teorik bilgilendirmenin ardından gerçekleştirilen uygulamalı tatbikatlarda çocukların öğrendiklerini pekiştirmeleri sağlandı.   Amaç Erken Yaşta Afet Bilinci Kazandırmak Çocukların olası afetlere karşı hazırlıklı olmalarını sağlamak amacıyla düzenlenen etkinliklerde, erken yaşta afet bilinci oluşturulmasının önemine dikkat çekildi. Yetkililer, gerçekleştirilen eğitim ve tatbikatlarla çocukların deprem anında panik yapmadan doğru davranışları sergilemelerinin ve güvenli hareket etme alışkanlığı kazanmalarının hedeflendiğini belirtti.

24.10.2026 69
ÇEVRE

Şehir Kütüphanesi, Gençlik ve Spor Tesislerinin Açılışı Gerçekleştirildi

Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Malatya Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan ve bölgenin en kapsamlısı olan Şehir Kütüphanesi ile gençlik ve spor yatırımlarının açılışını gerçekleştirdi. Bakan Osman Aşkın Bak, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın destekleriyle Malatya Büyükşehir Belediyesi tarafından inşa edilen gençlik ve spor yatırımlarının açılış törenine katıldı. Şehir Kütüphanesinde gerçekleştirilen 'Gençlik ve Spor Yatırımları Açılış Töreni'nde konuşan Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er, kentte gençlere yönelik yatırımlar ve devam eden projeler hakkında bilgi verdi. Göreve geldiklerinde Malatya’yı kütüphaneler ve spor şehri yapma hedefi ortaya koyduklarını ifade eden Başkan Er, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ve bakanlıkların desteğiyle şehrin yeniden inşa edildiğini söyledi. Malatya’nın sadece altyapı ve üstyapı çalışmalarıyla değil, sosyal donatılarıyla da geleceğe hazırlandığını belirten Başkan Sami Er, gençlere yönelik yatırımların bu sürecin önemli bir parçası olduğunu kaydetti. “BÖLGENİN EN BÜYÜK AKILLI KÜTÜPHANELERİNDEN BİRİ” Açılışı yapılan kütüphanenin geçmişte fiziki koşulları nedeniyle verimli kullanılamayan bir yapı olduğunu belirten Başkan Er, Spor Toto Teşkilatı’nın katkılarıyla binanın modern bir kütüphaneye dönüştürüldüğünü ifade etti. Kütüphanenin gençlerden yoğun ilgi gördüğünü dile getiren Başkan Er, merkezin 7 gün 24 saat hizmet verdiğini, öğrencilere çorba, çay, su ve kahve ikramlarının sunulduğunu bildirdi. Başkan Sami Er, gençlerin ders çalışabilecekleri, vakit geçirebilecekleri ve sosyal imkânlardan yararlanabilecekleri alanları artırmayı hedeflediklerini vurguladı. GENÇLİK MERKEZLERİ VE SPOR TESİSLERİ YAYGINLAŞIYOR Malatya’nın farklı bölgelerinde spor tesisleri, gençlik merkezleri ve kütüphaneler inşa ettiklerini aktaran Başkan Er, gençlik merkezlerinde kütüphane, sosyal tesis ve el sanatları atölyelerine yer verdiklerini belirtti. Vatandaşların yürüme mesafesinde sosyal alanlara ulaşabilmesini amaçladıklarını kaydeden Başkan Er, “Malatya’da her alanda geleceğin Malatya’sını inşa ediyoruz.” ifadelerini kullandı. YATIRIMLARIN BEDELİ 3,5 MİLYAR LİRAYA ULAŞTI Gençlik ve Spor Bakanlığıyla yapılan iş birliklerine de değinen Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er, ilk protokolün yaklaşık 2,5 milyar liralık yatırım hacmine sahip olduğunu, ilave projelerle bu tutarın 3-3,5 milyar liraya ulaşacağını bildirdi. İkinci protokol kapsamında ise yapımı devam eden tesis sayısının 43’ten 63’e çıkarılmasının hedeflendiğini belirten Başkan Er, yeni protokolün yaklaşık 10 gün içerisinde imzalanmasının planlandığını ifade etti. Başkan Er, Malatya’ya kazandırılan yatırımlardan dolayı Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak başta olmak üzere bakanlık yetkililerine, Spor Toto Teşkilatına ve emeği geçenlere teşekkür etti. "MALATYA’DA GENÇLİK VE SPOR YATIRIMLARI HAYATA GEÇİRİLİYOR" AK Parti Malatya Milletvekili Bülent Tüfenkci, Malatya’da 6 Şubat depremlerinin ardından yaşanan değişime dikkati çekerek, gençlik ve spor yatırımlarının kentin dört bir yanında sürdüğünü belirtti. Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın Malatya’ya ve gençlere yönelik desteklerine teşekkür eden Milletvekili Tüfenkci, Büyükşehir Belediyesinin de kentin her köşesini güzelleştirmek için gayret gösterdiğini ifade etti. Vali, milletvekilleri ve belediye yönetiminin uyum içerisinde yürüttüğü çalışmaların önemine değinen Tüfenkci, depremden bu yana Malatya’da önemli bir değişim yaşandığını kaydetti. Tüfenkci, Malatya’nın farklı bölgelerinde gerçekleştirilen yatırımlara katkı sunan Gençlik ve Spor Bakanlığına, Büyükşehir Belediyesine, Valiliğe ve emeği geçenlere teşekkür ederek çalışmaların önemini vurguladı. ABDULLAH GÜLER’DEN GENÇLERE ZAMAN VE KİTAP TAVSİYESİ AK Parti Grup Başkanı ve Sivas Milletvekili Abdullah Güler, Malatya’da açılışı gerçekleştirilen kütüphanenin gençlere eğitim ve araştırma açısından önemli imkânlar sunduğunu belirterek, gençlere zamanı verimli kullanmaları, kitap okumaları, yabancı dil öğrenmeleri ve mesleki uzmanlık kazanmaları çağrısında bulundu. Güler, âtıl durumdaki bir alanın yeniden değerlendirilerek gençlerin kullanımına sunulmasının önemine dikkat çekti. Kütüphanenin aynı anda 850 gencin ders çalışabileceği ve araştırma yapabileceği bir merkez haline getirildiğini kaydeden Güler, projede emeği geçenlere teşekkür etti. Gençlere kendi tecrübelerinden hareketle tavsiyelerde bulunan Güler, zamanın telafisinin olmadığını ifade ederek, “Bir şekilde her şeyin telafisi oluyor ama zamanı asla bir daha getiremiyorsunuz. Bir daha o zamanı bulamıyorsunuz” dedi. Gençlerin eğitim hayatlarının ilk yıllarından itibaren kendilerini geliştirmeleri gerektiğini belirten Güler, Doğu ve Batı klasiklerinin okunmasını ve özellikle İngilizce başta olmak üzere yabancı dil öğrenilmesini önerdi. VALİ YAVUZ: "MALATYA’DA 125 BİN 239 BAĞIMSIZ BÖLÜM İNŞA EDİLDİ" Malatya Valisi Seddar Yavuz, kentte deprem sonrası yürütülen yeniden inşa çalışmalarına ilişkin, “125 bin 239 bağımsız bölüm inşa ettik. Sadece deprem konutları yapmadık, geleceğin şehirlerini inşa ettik" dedi. Malatya’da düzenlenen gençlik ve spor yatırımlarının açılış programında konuşan Vali Yavuz, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın kente kazandırdığı yatırımların önemine dikkati çekerek, özellikle gençlik hizmetleri ve spor altyapısında önemli gelişmeler yaşandığını belirtti. Yurt kapasitesi bakımından Malatya’nın öğrenci sayısı ve nüfusuna oranla Türkiye’nin önde gelen şehirlerinden biri olduğunu ifade eden Vali Yavuz, son dönemde gerçekleştirilen yatırımlarla kentin spor altyapısının da güçlendiğini kaydetti. Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er ile depremin ilk gününden itibaren koordinasyon içerisinde çalıştıklarını dile getiren Vali Yavuz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği, milletvekillerinin katkıları ve kurumlar arasındaki iş birliğiyle Malatya’nın yeniden ayağa kaldırıldığını vurguladı. Yavuz, Malatya’ya kazandırılan yatırımlar dolayısıyla Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’a ve Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er’e teşekkür ederek, gençlik ve spor yatırımlarının kent için hayırlı olmasını diledi. BAK: KÜLTÜR, KÜTÜPHANE VE SPOR ŞEHRİ HALİNE GETİRECEĞİZ Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Malatya’da gençlik, spor ve kütüphane yatırımlarının toplu açılış töreninde yaptığı konuşmada, kentte gençlere yönelik yatırımların artarak devam edeceğini belirtti. Malatya’ya ilk etapta yaklaşık 3,5 milyar liralık yatırım gerçekleştirildiğini bildiren Bakan Bak, ikinci yatırım paketinin ise yaklaşık 2 milyar liraya ulaşmasının öngörüldüğünü kaydetti. Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, gençlerin eğitim, spor ve sosyal faaliyetlerle desteklenmesinin önemine değindi. Malatya Büyükşehir Belediyesi’nin hayata geçirdiği kütüphaneyi değerlendiren Bakan Bak, belediye binasının altında daha önce işlevsel olarak kullanılmayan alanın, gençlerin ders çalışabileceği, araştırma yapabileceği ve bir araya gelebileceği modern bir kütüphaneye dönüştürüldüğünü ifade etti. Kütüphanenin 7 gün 24 saat hizmet verecek şekilde tasarlanmasının önemli olduğunu belirten Bak, öğrencilerin ihtiyaç duyduğu çalışma ortamının oluşturulmasına katkı sunan Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er’e teşekkür ederek, kütüphanenin gençlere hayırlı olmasını diledi. Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak Türkiye genelinde yaklaşık 650 gençlik merkezinde kütüphane imkanlarının bulunduğunu aktaran Bakan Osman Aşkın Bak, bu merkezlerde gençlerin sporun yanı sıra sanat ve kültür faaliyetlerine katılabildiğini, ders çalışarak kendilerini geliştirebildiğini kaydetti. “İLK ETAPTA 3,5 MİLYAR LİRALIK YATIRIM GERÇEKLEŞTİRDİK” Malatya’nın 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından önemli bir yıkım yaşadığını hatırlatan Bakan Bak, gençlerin yeniden sosyal hayata katılması, eğitimlerini sürdürmesi ve spor yapabilmesi için kentte çeşitli yatırımların hayata geçirildiğini belirtti. Milletvekilleri, önceki dönem bakanları ve Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er’in sunduğu projelere destek verdiklerini bildiren Bakan Osman Aşkın Bak, “Yaklaşık 3,5 milyar liralık bir yatırımı ilk etapta gerçekleştirdik. Bunların 43’ü spor ve gençlik tesisi. Bir kısmını açıyoruz, bir kısmı da yüzde 70’in üzerinde tamamlanmış durumda. Önümüzdeki aylarda diğer tesisleri de açacağız” ifadelerini kullandı. Malatya’da Beydağı Gençlik Kampı başta olmak üzere farklı bölgelerde gençlik ve spor tesislerinin hizmete sunulduğunu belirten Bakan Bak, Melekbaba Mahallesi’nde spor salonu, hokey salonu, kapalı futbol sahası, amatör futbol sahası, tenis kortları, bocce tesisi ve basketbol sahasını içeren kapsamlı bir spor alanının oluşturulduğunu aktardı. “İKİNCİ YATIRIM PAKETİ YAKLAŞIK 2 MİLYAR LİRAYI BULACAK” Malatya’daki yatırımların yeni projelerle devam edeceğini vurgulayan Bakan Osman Aşkın Bak, ikinci yatırım paketi için ön çalışmaların yapıldığını bildirdi. Bakan Bak, “İkinci paketi de inşallah hayata geçireceğiz. Yaklaşık 2 milyar lirayı bulacak bir rakam söz konusu. Bunun protokollerini yapacağız ve 2027 yılı itibarıyla bu yatırımların inşaatlarına başlayacağız. Malatya’yı kültür, kütüphane ve spor şehri haline getirmek için yatırımlarımıza devam edeceğiz" dedi. Üniversitelerin ihtiyaçlarına yönelik çalışmaların da sürdüğünü kaydeden Bakan Bak, üniversiteler için 2 bin kişilik öğrenci yurdu yapılmasının planlandığını, spor salonu taleplerinin de yatırım programına alındığını ifade etti. Konuşmaların ardından Şehir Kütüphanesi ile birlikte gençlik ve spor yatırımlarının toplu açılışı gerçekleştirildi

23.10.2026 78
SAĞLIK

Diş Ağrısının Nedeni Her Zaman Çürük Olmayabilir

Diş ağrısının yalnızca çürüklerden kaynaklanmadığını belirten uzmanlar, komşu dişler, kistler ve tümörlerin de ağrıya neden olabileceğine dikkat çekiyor. Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Baki Meşe, doğru teşhis için röntgen ve üç boyutlu tomografi gibi görüntüleme yöntemlerinin önemli olduğunu söyledi.   Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Dr. Öğr. Üyesi Baki Meşe, diş ağrılarının nedenleri, radyolojik görüntüleme yöntemleri ve diş hekimliğinde yapay zekâ kullanımına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Diş ağrısının her zaman ağrının hissedildiği dişten kaynaklanmayabileceğini belirten Meşe, komşu dişlerdeki sorunların, çevredeki anatomik yapıların, kistlerin ve tümörlerin de ağrıya yol açabileceğini ifade etti.   Panoramik Röntgenle Tüm Çene İncelenebiliyor   Diş ağrısının kaynağının belirlenmesinde panoramik röntgenin önemli bir yere sahip olduğunu kaydeden Meşe, bu yöntemle dişlerin ve çene yapısının tek görüntü üzerinden değerlendirilebildiğini söyledi. Panoramik röntgen sayesinde yalnızca ağrıya neden olan sorunun değil, ağız ve çenenin farklı bölgelerinde bulunan başka patolojilerin de tespit edilebildiğini belirten Meşe, kapsamlı görüntülemenin doğru teşhise katkı sunduğunu vurguladı.   Üç Boyutlu Tomografi Daha Ayrıntılı Görüntü Sağlıyor   İki boyutlu röntgen ile üç boyutlu tomografi arasındaki farklılıklara değinen Meşe, tomografinin özellikle dişlerin çevresindeki anatomik yapılarla ilişkisini değerlendirmede avantaj sağladığını ifade etti. Meşe, “Normal iki boyutlu görüntülerde dişler ve çeneler tek bir görüntü üzerinde görülebilir. Tomografide ise üç boyutlu görüntü elde edildiği için dişlerin ve kemiklerin gerçek boyutları ile çevredeki anatomik yapılarla ilişkileri daha sağlıklı değerlendirilebiliyor. Ayrıca ayrıntılı ölçümler yapılabiliyor” dedi. Üç boyutlu tomografinin her hastada gerekli olmadığını belirten Meşe, görüntüleme yönteminin hastanın klinik durumuna ve hekimin değerlendirmesine göre seçilmesi gerektiğini söyledi.   Diş Aralarındaki Çürükler Röntgenle Tespit Edilebiliyor   Dişlerin birbirine temas ettiği bölgelerde oluşan arayüz çürüklerinin klinik muayenede her zaman kolaylıkla fark edilemediğini belirten Meşe, bu tür çürüklerin tespitinde bitewing adı verilen röntgen yönteminin kullanıldığını aktardı. Meşe, söz konusu görüntüleme tekniği sayesinde çürüklerin konumunun ve derinliğinin daha ayrıntılı şekilde değerlendirilebildiğini ifade etti.   Her 20'lik Diş Çekiminde Tomografi Gerekmiyor   Gömülü 20'lik dişlerin çekiminde üç boyutlu tomografinin önemine değinen Meşe, ancak her hastaya tomografi çekilmesinin gerekli olmadığını söyledi. Gömülü olmayan 20'lik dişlerde genellikle tomografiye ihtiyaç duyulmadığını belirten Meşe, “Gömülü 20 yaş dişleri çevredeki anatomik yapılarla ilişkili olabiliyor. Bu durum çekim sırasında bazı riskleri beraberinde getirebiliyor. Böyle bir risk söz konusu olduğunda üç boyutlu tomografiyle dişin çevredeki yapılarla ilişkisi değerlendirilerek çekim planlanmalı” diye konuştu.   Bulantı Refleksi Olan Hastalara Alternatif Yöntemler   Ağız içi röntgen çekimi sırasında bulantı refleksi yaşayan hastalara yönelik farklı uygulamaların bulunduğunu da belirten Meşe, daha küçük sensörlerin kullanılması, görüntünün hızlı alınması, burundan nefes alınması ve uygun hasta pozisyonunun sağlanmasının işlemi kolaylaştırabileceğini söyledi. Meşe, ağız içi röntgen çekiminin mümkün olmadığı durumlarda ise hastanın ihtiyacına uygun alternatif görüntüleme yöntemlerinden yararlanılabileceğini kaydetti.   Yapay Zekâ Diş Hekimlerine Destek Oluyor   Diş hekimliğinde yapay zekâ destekli sistemlerin kullanımının giderek yaygınlaştığını ifade eden Meşe, özellikle radyolojik görüntülerin analizinde önemli gelişmeler yaşandığını belirtti. Yapay zekâ destekli yazılımların röntgen görüntülerinde çürük, kemik kaybı ve çeşitli patolojilerin tespitine yardımcı olabildiğini aktaran Meşe, bu teknolojilerin hekimlerin tanı süreçlerini desteklediğini söyledi. Meşe, “Yapay zekâ destekli sistemler gün geçtikçe gelişiyor. Özellikle radyoloji alanında röntgen üzerinden analiz yapılması giderek yaygınlaşıyor. Bu programlar çürük, kemik kaybı ve çeşitli patolojilerin tespitinde yardımcı olabiliyor. Ancak gelişmekte olan bu sistemlerin mutlaka hekim kontrolünde kullanılması gerekiyor” ifadelerini kullandı. Uzmanlar, diş ağrılarının nedeninin doğru belirlenebilmesi için klinik muayenenin yanı sıra gerekli görülen durumlarda radyolojik görüntüleme yöntemlerinden yararlanılmasının önem taşıdığını belirtiyor.  

23.10.2026 87
SAĞLIK

Beyin Sisine Karşı 6 Etkili Önlem

Son yıllarda giderek daha fazla gündeme gelen ve unutkanlık, dikkat dağınıklığı, odaklanma güçlüğü gibi belirtilerle kendini gösteren “beyin sisi”, günlük yaşamı olumsuz etkileyebiliyor. Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Emir Tavşanlı, özellikle sonbahar aylarında artabilen şikayetlere karşı alınabilecek 6 etkili önlemi sıraladı.   Yoğun iş temposu, stres, düzensiz uyku ve hareketsiz yaşam tarzı, zihinsel performansı olumsuz etkileyebiliyor. Son yıllarda özellikle Covid-19 gibi enfeksiyonların ardından daha fazla gündeme gelen beyin sisi, düşünceleri toparlamada güçlük, dikkat eksikliği, unutkanlık ve yeni bilgileri işlemekte zorlanma gibi şikayetlerle ortaya çıkabiliyor. Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Emir Tavşanlı, beyin sisinin tek başına bir hastalık olmadığını, farklı nedenlere bağlı gelişebilen belirtiler bütünü olduğunu belirtti. Hastaların sıklıkla kelime bulmakta zorlanma, okuduklarını anlamak için aynı metni tekrar tekrar okuma ve günlük işlerini eskisine göre daha yavaş yapma gibi yakınmalarla başvurduğunu ifade eden Tavşanlı, yaşam alışkanlıklarında yapılacak bazı değişikliklerin şikayetlerin azaltılmasına yardımcı olabileceğini söyledi.   Sonbaharda Şikayetler Artabiliyor Günlerin kısalması, gün ışığından daha az yararlanılması, fiziksel aktivitenin azalması ve uyku düzenindeki değişiklikler, sonbahar aylarında beyin sisi şikayetlerini artırabiliyor. Doç. Dr. Tavşanlı, zihinsel performansı korumak ve beyin sisi belirtilerini azaltmak için günlük yaşamda uygulanabilecek 6 önemli öneride bulundu.   1. Uyku Düzeninizi Koruyun Uyku süresi ve uyku ihtiyacının kişiden kişiye değiştiğini belirten Tavşanlı, düzenli uyku saatlerinin korunması gerektiğini vurguladı. Horlama, uykuda nefes durması ve gün içerisinde aşırı uyku hali gibi belirtilerin ise uyku bozukluklarına işaret edebileceğini belirterek, bu tür şikayetlerde uzman değerlendirmesinin önemine dikkat çekti.   2. Sağlıklı ve Dengeli Beslenin Beyin sağlığının korunmasında Akdeniz tipi beslenmenin önemli olduğunu ifade eden Tavşanlı, sebze, meyve, tam tahıllar, balık, kuruyemiş ve zeytinyağı gibi besinlerin tüketilmesini önerdi. Aşırı şeker tüketimi ve düzensiz öğünlerin ise beyin sağlığını olumsuz etkileyebileceğini kaydetti.   3. Haftada En Az 150 Dakika Hareket Edin Düzenli fiziksel aktivitenin yalnızca kalp ve kas sağlığı açısından değil, beyin fonksiyonlarının korunması bakımından da önemli olduğunu belirten Tavşanlı, haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta egzersiz yapılmasını önerdi. Tempolu yürüyüş gibi günlük hayata kolaylıkla dahil edilebilecek aktivitelerin zihinsel sağlığa katkı sağlayabileceğini söyledi.   4. Stresle Başa Çıkmayı Öğrenin Uzun süreli stresin bilişsel işlevleri olumsuz etkileyebileceğini ifade eden Tavşanlı, hobi edinmenin, çalışma sırasında kısa molalar vermenin ve nefes egzersizleri yapmanın stres yönetiminde faydalı olabileceğini belirtti. Kişinin kendisini sürekli tükenmiş hissetmesi ve uyguladığı yöntemlerden sonuç alamaması durumunda ise profesyonel destek alması gerektiğini vurguladı.   5. Gün Işığından Daha Fazla Yararlanın Doğal gün ışığının biyolojik saatin düzenlenmesinde önemli rol oynadığını belirten Tavşanlı, özellikle sonbahar ve kış aylarında sabah saatlerinde açık havada zaman geçirilmesini önerdi. Gün içerisinde uzun süre kapalı ortamlarda kalmamanın uyku ve uyanıklık döngüsünün korunmasına yardımcı olabileceğini ifade etti. 6. Zihninizi Aktif Tutun Kitap okumak, yeni bir dil öğrenmek, farklı hobiler edinmek ve yeni beceriler kazanmak gibi faaliyetlerin bilişsel işlevleri desteklediğini belirten Tavşanlı, sosyal ilişkilerin sürdürülmesinin de zihinsel ve duygusal sağlık açısından önemli olduğunu söyledi. Bu tür aktivitelerin beynin sağlıklı yaşlanma sürecine de olumlu katkılar sağlayabileceğini kaydetti.   Beyin Sisi Başka Hastalıkların Belirtisi Olabilir   Beyin sisi şikayetlerinin her zaman stres veya yoğun yaşam temposundan kaynaklanmadığına dikkat çeken Doç. Dr. Mustafa Emir Tavşanlı, bazı sağlık sorunlarının da benzer belirtilerle ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. Tavşanlı, “Örneğin; kansızlık, tiroit hastalıkları, vitamin eksiklikleri, depresyon, uyku bozuklukları ve bazı ilaçların yan etkileri de benzer belirtilere neden olabilir. Bu sebeple beyin sisi yakınmaları ile başvuran hastalarda bu tabloların da araştırılması önemlidir” dedi.   Uzmanlar, özellikle uzun süre devam eden, giderek artan veya günlük yaşamı olumsuz etkileyen unutkanlık ve dikkat sorunlarında tıbbi değerlendirme yapılmasının önemine dikkat çekiyor.

22.10.2026 98
SAĞLIK

Grip Aşısıyla İlgili Doğru Bilinen 4 Yanlış

Grip aşısına ilişkin toplumda yaygın olan yanlış inanışların özellikle risk grubundaki kişiler için ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirten İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya, aşının ağır hastalık ve komplikasyon riskini azaltmada önemli rol oynadığını söyledi. Mevsim geçişleriyle birlikte grip vakaları yeniden gündeme gelirken, grip aşısına yönelik yanlış bilgiler de aşılanma konusunda tereddütlere yol açıyor. Uzmanlar, özellikle yaşlılar, kronik hastalığı bulunanlar, gebeler ve bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerin gribe karşı korunmasının önemine dikkat çekiyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya, grip aşısının yalnızca bireysel korunma açısından değil, toplum sağlığı bakımından da önemli olduğunu belirtti. Grip virüsünün dünya genelinde her yıl yaklaşık 1 milyar kişiyi etkilediğini ifade eden Evrenkaya, hastalığın özellikle risk grubundaki kişilerde ağır seyredebildiğini söyledi.   Grip Aşısı Ağır Hastalık Riskini Azaltıyor   Grip aşısının hastalığa bağlı ciddi komplikasyonların önlenmesinde etkili olduğunu belirten Prof. Dr. Evrenkaya, “Grip aşısı yalnızca bireysel korunma açısından değil, toplumdaki bulaşın ve hastalığın ağır seyretme riskinin azaltılması açısından da önem taşıyor. Grip aşısının, influenza virüsünün neden olduğu bronşit, zatürre ve kalp yetmezliğini önlemede etkinliği kanıtlanmış etkili bir araçtır. Risk gruplarında hastalık ve ölüm oranlarını azalttığı gösterilmiştir” dedi. Kanser tedavisi gören hastalarda grip enfeksiyonunun tedavi süreçlerini olumsuz etkileyebileceğine de dikkat çeken Evrenkaya, bu hastalarda aşının türü ve uygulanma zamanının hekim tarafından belirlenmesi gerektiğini kaydetti.   “Aşı Oldum, Hasta Oldum” Düşüncesi Yanlış Grip aşısının hastalığa neden olduğu yönündeki inanışın gerçeği yansıtmadığını belirten Evrenkaya, aşı sonrasında görülebilen hafif ateş, kas ağrısı ve halsizlik gibi belirtilerin kısa süreli yan etkiler olduğunu ifade etti. İnaktif grip aşılarının gribe yol açmadığını vurgulayan Evrenkaya, aşı sonrasında başka solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanmanın mümkün olduğunu, bunun aşının etkisiz olduğu anlamına gelmediğini söyledi.   Aşı Olanlar da Grip Geçirebilir Grip aşısının yüzde 100 koruma sağlamadığını hatırlatan Evrenkaya, aşının etkinliğinin kişinin yaşına, sağlık durumuna ve dolaşımdaki virüs türlerine göre değişebildiğini belirtti. Grip virüslerinin sürekli değişime uğradığını ifade eden Evrenkaya, aşılanan kişilerin de hastalığa yakalanabileceğini ancak aşının özellikle ağır hastalık ve komplikasyon riskini azaltmada önemli bir koruma sağladığını kaydetti.   Gebelikte Grip Aşısı Yapılabilir Hamilelik döneminde grip aşısı yapılamayacağı yönündeki inanışın da doğru olmadığını belirten uzmanlar, gebelikte geçirilen grip enfeksiyonunun anne ve bebek açısından risk oluşturabileceğine dikkat çekiyor. Gebelikte grip daha ağır seyredebilirken, inaktif grip aşısı gebeliğin herhangi bir döneminde uygulanabiliyor. Aşılanma konusunda gebelerin kendi hekimleriyle görüşmesi öneriliyor.   Aşıların İçeriği Hakkındaki İddialara Dikkat Grip aşılarının zararlı metaller içerdiği yönündeki iddialara da değinen Evrenkaya, aşı içeriklerinin ürün ve formülasyona göre farklılık gösterebildiğini belirtti. Aşıların içeriğine ilişkin genellemelerden kaçınılması gerektiğini vurgulayan Evrenkaya, vatandaşların uygulanacak aşının içeriği hakkında sağlık profesyonellerinden bilgi almasının önemine işaret etti.   Risk Grubundakilere Aşı Uyarısı Prof. Dr. Evrenkaya, grip aşısının özellikle 65 yaş ve üzerindeki kişiler, kalp yetmezliği, KOAH, diyabet ve böbrek yetmezliği gibi kronik hastalıkları bulunanlar, sağlık çalışanları, küçük çocuklar ve bağışıklık sistemi baskılanmış hastalar açısından önem taşıdığını belirtti. Organ nakli yapılanlar, bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullananlar ve kanser hastalarının da yüksek risk grubunda yer aldığını ifade eden Evrenkaya, bu kişilerin aşılanma süreçlerini hekimleriyle planlamaları gerektiğini kaydetti.

21.10.2026 88
SAĞLIK

Uzmanından İyot Eksikliği Uyarısı: Yorgunluk ve Halsizliğe Dikkat

Günlük yaşamda sık karşılaşılan yorgunluk, halsizlik, üşüme ve kilo değişikliklerinin tiroit fonksiyonlarıyla ilişkili olabileceğini belirten Endokrinoloji Uzmanı Dr. Nubar Rasulova, iyot eksikliğinin yetişkinlerde de önemli sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulundu.   21 Ekim Küresel İyot Eksikliği Bozukluklarını Önleme Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Erdem Hastanesi Çakmak Şubesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Nubar Rasulova, iyot eksikliğinin yalnızca çocukları değil, yetişkinleri de etkileyebildiğini söyledi. Tiroit hormonlarının üretiminde önemli rol oynayan iyodun, metabolizmanın düzenli çalışması açısından gerekli olduğunu belirten Rasulova, yetersiz iyot alımının guatr ve hipotiroidi gibi sağlık sorunlarına neden olabileceğine dikkat çekti.   Yorgunluk ve Üşüme Belirtilerine Dikkat İyot eksikliğinin yetişkinlerde zaman zaman fark edilmediğini ifade eden Uzm. Dr. Rasulova, “İyot eksikliği yalnızca çocukluk döneminde görülen bir sorun değil; yetişkinlerde de yetersiz iyot alımı gözden kaçabiliyor. Yorgunluk, üşüme, kilo değişiklikleri ve halsizlik gibi belirtiler tiroit fonksiyonlarındaki değişimlerle ilişkili olabilir. Ancak bu belirtiler tek başına iyot eksikliğini göstermez. Bu nedenle gerekli durumlarda hekim değerlendirmesi yapılması önem taşıyor” dedi.   Gebelik Döneminde Risk Daha Büyük Özellikle gebelik döneminde iyot ihtiyacının önem kazandığını vurgulayan Rasulova, ciddi iyot eksikliğinin anne karnındaki bebeğin beyin ve sinir sistemi gelişimini olumsuz etkileyebileceğini belirtti. Gebeler, emziren kadınlar ve iyot bakımından zengin besinleri yeterince tüketmeyen kişilerin risk grubunda yer alabileceğini kaydeden Rasulova, dengeli beslenmenin önemine işaret etti.   Bilinçsiz İyot Takviyesi Tiroit Sağlığını Etkileyebilir   İyot eksikliğinin yanı sıra kontrolsüz takviye kullanımının da sağlık sorunlarına neden olabileceğini belirten Rasulova, “Yeterli iyot alımı için iyotlu tuzun tercih edilmesi; balık ve diğer deniz ürünleri, süt ürünleri ve yumurta gibi besinlerin dengeli beslenme düzeninde yer alması önem taşıyor. Ancak iyotlu tuz kullanmak, günlük tuz tüketimini artırmak gerektiği anlamına gelmiyor. Ayrıca iyot takviyelerinin bilinçsiz kullanımı da tiroit sağlığını olumsuz etkileyebiliyor” ifadelerini kullandı. İyot eksikliğinin önlenmesinde sağlıklı ve dengeli beslenmenin temel unsurlardan biri olduğunu vurgulayan Rasulova, şüpheli belirtiler yaşayan kişilerin kendi kendilerine takviye kullanmak yerine uzman hekime başvurmaları gerektiğini belirtti.

20.10.2026 56
SAĞLIK

Meme Kanserinde Erken Tanının Önemi Sempozyumda Ele Alındı

Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde gerçekleştirilen sempozyuma Yeşilyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. İlhan Geçit, Malatya İl Sağlık Müdürlüğü Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Halime Akyüz, Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Şemsettin Çitil, Malatya Turgut Özal Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Selim Özkan, Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Fatih Gönültaş ve Kanser ve Obezite Derneği Başkanı Prof. Dr. Aziz Sümer katıldı. Genel Cerrahi ve Aile Hekimliği Anabilim Dallarının organizasyonunda gerçekleştirilen sempozyuma çevre illerden de sağlık profesyonelleri katıldı. Aile hekimleri, genel cerrahi uzmanları ve birinci basamak sağlık hizmetlerinde görev yapan sağlık çalışanlarına yönelik programda, meme kanserinde erken tanı, tarama yöntemleri ve toplumda farkındalığın artırılması konuları ele alındı. Sempozyumun sekretarya faaliyetleri Dr. Öğr. Üyesi Bahadır Öndeş ve Dr. Öğr. Üyesi Yavuz Korkmaz tarafından yürütüldü. Erken tanı konusunda farkındalığın artırılması hedefleniyor Malatya Turgut Özal Üniversitesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı öğretim üyesi ve Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniğinde görev yapan Prof. Dr. Burhan Hakan Kanat, sempozyumun aile hekimleri, genel cerrahi uzmanları ve birinci basamak sağlık hizmeti sunan sağlık çalışanlarına yönelik olarak düzenlendiğini belirtti. Kanat, organizasyona katkılarından dolayı Kanser ve Obezite Derneği Başkanı Prof. Dr. Aziz Sümer'e teşekkür ett Prof. Dr. Aziz Sümer'den tarama çağrısı Kanser ve Obezite Derneği Başkanı ve Acıbadem Bakırköy Hastanesi Genel Cerrahi Kliniğinde görev yapan Prof. Dr. Aziz Sümer, meme kanserinin kadınlarda en sık görülen kanser türleri arasında yer aldığını belirtti. Dünya genelinde yaklaşık her 8 kadından 1'inin yaşamı boyunca meme kanserine yakalandığını ifade eden Sümer, Türkiye'de yılda yaklaşık 30 bin yeni meme kanseri vakasının tespit edildiğini kaydetti. Meme kanserinde erken tanının tedavi başarısı açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Sümer, tarama programlarına katılımın, kadınların kendi kendine meme muayenesi konusunda bilinçlenmesinin ve uzman hekim muayenelerinin önemine dikkat çekti. Sümer, özellikle 40 yaşından itibaren kadınların iki yılda bir mamografi çektirmek üzere Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezlerine (KETEM), aile sağlığı merkezlerine ve eğitim ve araştırma hastanelerine başvurmalarını önerdi.  

19.10.2026 107
SAĞLIK

Malatya’da 2. Gastroentero-Hepatoloji Günleri Düzenlendi

Malatya’da bu yıl ikincisi düzenlenen Gastroentero-Hepatoloji Günleri, gerçekleştirildi. Sempozyumda sindirim sistemi ve karaciğer hastalıklarının tanı ve tedavisindeki güncel gelişmeler ele alınırken, genç hekimlerle bilgi ve deneyim paylaşımı yapıldı. Malatya’da bu yıl ikincisi düzenlenen Gastroentero-Hepatoloji Günleri, farklı branşlardan hekimleri bir araya getirdi. Mövenpick Hotel’de gerçekleştirilen ve yaklaşık 85 hekimin katıldığı bilimsel toplantıda, gastrointestinal sistem hastalıkları, karaciğer rahatsızlıkları ve inflamatuar bağırsak hastalıklarının tanı ve tedavisindeki güncel gelişmeler ele alındı. Toplantıda açıklamalarda bulunan İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yüksel Seçkin, organizasyonun temel amacının bilimsel gelişmeleri değerlendirmek ve deneyimleri genç hekimlere aktarmak olduğunu söyledi.   “Bilgi ve deneyimlerimizi genç hekimlere aktarıyoruz”   Bu yıl ikincisini gerçekleştirdikleri toplantının önemli bir bilimsel paylaşım ortamı oluşturduğunu belirten Seçkin, “Bu toplantıda amacımız hem bölgemizde hem de Türkiye’de sık görülen gastrointestinal sistem hastalıklarını, karaciğer hastalıklarını ve inflamatuar bağırsak hastalıklarını güncel gelişmeler ışığında tartışmak. Aynı zamanda genç hekimlerimize bilgi birikimimizi ve deneyimlerimizi aktarmayı planlıyoruz” dedi. Toplantıya farklı uzmanlık alanlarından hekimlerin katıldığını ifade eden Seçkin, cerrahi branşlar, çocuk gastroenterolojisi ve aile hekimliği alanlarından katılımcılarla güncel bilgileri paylaşmayı hedeflediklerini söyledi. Malatya’nın yanı sıra Ankara ve Mersin’den de katılım sağlandığını aktaran Seçkin, Kırgızistan’dan bir hekimin de yer aldığı organizasyona yaklaşık 85 kişinin katıldığını belirtti.   “Türkiye’nin her yerinden ve yurt dışından hastalar geliyor”   İnönü Üniversitesi Gastroenteroloji Kliniğinin Türkiye genelinde tanınan ve ileri düzey girişimsel işlemlerin gerçekleştirildiği önemli bir merkez olduğunu ifade eden Seçkin, özellikle karaciğer hastalıklarının tedavisinde yoğun bir hasta başvurusu aldıklarını söyledi. İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezinin karaciğer nakli alanındaki başarısına dikkat çeken Seçkin, “Biz gastroenteroloji olarak karaciğerin tüm hastalıklarıyla ilgileniyoruz. Nakil olması gereken hastalar öncelikle bizlere geliyor. Özellikle dekompanse siroz dediğimiz, genel durumları bozulmuş ve artık karaciğer nakli dışında tedavi seçeneği kalmamış hastaları değerlendiriyoruz. Bunun yanında akut karaciğer yetmezliği gelişen, hızlı ilerleyen ve bilinç kaybına kadar gidebilen hastalar da kliniğimize başvuruyor” ifadelerini kullandı. Hasta başvurularının yalnızca Malatya ve çevre illerle sınırlı olmadığını vurgulayan Seçkin, şöyle devam etti: “Artık Marmara, Akdeniz, Karadeniz bölgelerinden, Türkiye’nin hemen her yerinden ve hatta yurt dışından hastalar geliyor. Bu hastalarımızı yatırarak değerlendiriyoruz. Öncelikle medikal tedavileri uyguluyoruz. Tedavinin yeterli olmadığı durumlarda ise süreç karaciğer nakline kadar ilerleyebiliyor.”   Dört ayrı poliklinikte hastalara hizmet veriliyor   Gastroenteroloji Kliniğinin yalnızca karaciğer hastalıklarıyla sınırlı kalmadığını belirten Seçkin, iltihabi bağırsak hastalıkları ve ileri endoskopik işlemlerde de deneyimli bir merkez olduklarını söyledi. Klinikte dört ayrı poliklinikle hizmet verdiklerini kaydeden Seçkin, “İnflamatuar bağırsak hastalıkları, transplantasyon, hepatoloji ve gastroenteroloji olmak üzere dört polikliniğimiz bulunuyor. Bu birimlerde çok sayıda hastamıza hizmet veriyoruz. Yurt dışından da kliniğimize önemli sayıda hasta başvurusu oluyor” dedi.   Midedeki bazı lezyonlar ameliyatsız çıkarılıyor   Klinikte ileri endoskopik tedavi yöntemlerinin uygulandığını ifade eden Seçkin, özellikle bazı mide lezyonlarının cerrahi müdahaleye gerek kalmadan endoskopik yöntemlerle çıkarılabildiğini belirtti. Seçkin, “EMR dediğimiz yöntemle midede gelişen bazı kanseröz lezyonları ameliyat olmadan endoskopik işlemlerle çıkarabiliyoruz. Yutma güçlüğü yaşayan hastalara yönelik girişimsel işlemler de gerçekleştiriyoruz. Ayrıca ERCP ve diğer ileri endoskopik yöntemlerle pankreas ve safra yollarına ilişkin hastalıkların tanı ve tedavisini yapıyoruz” diye konuştu. Karaciğer nakli sonrasında ortaya çıkabilen safra yolu hastalıklarının tedavisinin de kliniğin deneyimli olduğu alanlardan biri olduğunu vurgulayan Seçkin, bu alanda önemli çalışmalar yürüttüklerini dile getirdi.   “Malatya’ya ve Türkiye’nin dört bir yanına hizmet ediyoruz” Kliniklerinin tıbbi cihaz ve teknik altyapı bakımından ileri düzeyde olduğunu ifade eden Seçkin, sağlık hizmetlerinin niteliğini artırmak için çalışmalarını sürdürdüklerini belirtti. Seçkin, “Donanım ve tıbbi cihazlar açısından oldukça güçlü bir kliniğimiz var. Kendimizi sürekli geliştirmek için çalışıyoruz. Amacımız hem Malatya’ya hem bölgemize hem de Türkiye’nin dört bir yanından gelen hastalarımıza en iyi sağlık hizmetini sunmak” ifadelerini kullandı.

17.10.2026 101
SAĞLIK

31 Bin 54 Sağlık Personeli İstihdam Edilecek: Karar Resmî Gazete'de

Sağlık Bakanlığı bünyesinde 2027 yılında 31 bin 54 sözleşmeli sağlık personeli istihdam edilmesine ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararı Resmî Gazete'de yayımlandı. Personelin 25 bin 955'i uzman tabip, 5 bin 61'i tabip olacak. Kararın Malatya'daki sağlık kuruluşlarını da ilgilendiren personel ihtiyacı açısından önem taşıdığı değerlendirilirken, illere göre dağılım henüz açıklanmadı.   Sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi ve personel temininde güçlük yaşanan bölgelerdeki ihtiyaçların karşılanması amacıyla 2027 yılında uygulanacak sözleşmeli sağlık personeli istihdamına ilişkin karar Resmî Gazete'de yayımlandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla yayımlanan kararla, Sağlık Bakanlığı bünyesinde 31 bin 54 sözleşmeli sağlık personelinin istihdam edileceği hizmet birimleri belirlendi. 17 Ekim 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 2026/339 sayılı karar, eleman temininde güçlük çekilen yerlerde ve hizmet dallarında sağlık hizmetlerinin daha etkin ve verimli yürütülmesini amaçlıyor.   En Fazla Kontenjan Uzman Doktorlara   Karara göre istihdam edilecek personelin büyük bölümünü doktorlar oluşturacak. Toplam 31 bin 54 kişilik personel dağılımında 25 bin 955 uzman tabip ve 5 bin 61 tabip yer alacak. Diğer kadrolar ise 25 sağlık memuru, 9 ebe, 2 hemşire, 1 diyetisyen ve 1 sağlık teknikeri olarak belirlendi.   31 Bin 40 Personel Yataklı Tedavi Kurumlarında   Personelin görev yapacağı hizmet birimleri de kararda ayrıntılı olarak açıklandı. Buna göre 31 bin 40 personel yataklı tedavi kurumlarında, 7 personel ilçe sağlık müdürlükleri ve toplum sağlığı merkezlerinde, 6 personel sağlık evlerinde, 1 personel ise acil sağlık hizmetlerinde istihdam edilecek. Yeni düzenlemenin özellikle sağlık personeli temininde güçlük yaşanan bölgelerde hizmet kapasitesinin desteklenmesine katkı sağlaması hedefleniyor.   Malatya'ya Kaç Personel Ayrılacak?   Türkiye genelinde uygulanacak karar, 6 Şubat depremlerinin ardından sağlık altyapısının güçlendirilmesine yönelik çalışmaların sürdüğü Malatya açısından da önem taşıyor. Malatya'daki kamu hastaneleri, ilçe sağlık kuruluşları ve diğer sağlık birimlerindeki personel ihtiyaçlarının karşılanması açısından yeni istihdam düzenlemesinin nasıl uygulanacağı merak ediliyor. Ancak yayımlanan kararda Malatya'ya özel personel kontenjanı açıklanmadı. Bu nedenle kentte kaç doktor ve diğer sağlık personelinin istihdam edileceği henüz belli değil.   Başvuru Tarihleri Açıklanmadı   2027 yılında uygulanacak düzenleme kapsamında sözleşmeli personel istihdam edilecek hizmet birimleri ve personel sayıları belirlenirken, başvuru takvimi ve başvuru şartlarına ilişkin ayrı bir duyuru yapılmadı. Personel alımına ilişkin sonraki aşamalarda Sağlık Bakanlığı tarafından yapılacak açıklamaların takip edilmesi gerekiyor.    

17.10.2026 96
SAĞLIK

Çocuklarda Diş Yaralanmalarına Dikkat: İlk Dakikalar Önemli

Okulların açılmasıyla birlikte çocuklarda düşme ve çarpma sonucu yaşanabilecek diş yaralanmalarına karşı uyarıda bulunan Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir, özellikle yerinden çıkan kalıcı dişlerde hızlı ve doğru müdahalenin dişin kurtarılmasında belirleyici olabileceğini söyledi.   Okul döneminin başlamasıyla birlikte çocukların oyun alanlarında ve kalabalık ortamlarda geçirdiği zaman artarken, düşme ve çarpışmaya bağlı diş yaralanmaları da önemli bir risk oluşturuyor. Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir, diş kırıkları, dişlerin yerinden oynaması ve tamamen yerinden çıkması gibi durumlarda ailelerin doğru müdahale konusunda bilinçli olması gerektiğini belirtti. Diş travmalarında ilk dakikaların büyük önem taşıdığını ifade eden Demir, yanlış müdahalelerin kalıcı hasarlara yol açabileceğine dikkat çekti.   Diş Travmalarında Zaman Kaybetmeyin   Çocukların okulda ve oyun sırasında yaşayabilecekleri kazaların ciddi diş yaralanmalarına neden olabileceğini belirten Demir, "Çocukların düşme ve çarpışma sırasında yaşayabileceği kazalar; dişlerde kırılmaya, dişin yerinden oynamasına veya tamamen yerinden çıkmasına, ayrıca diş etleri ve ağız çevresindeki yumuşak dokularda yaralanmalara neden olabiliyor. Özellikle kalıcı dişlerin tamamen yerinden çıktığı durumlarda, doğru ilk yardım ve zaman kaybetmeden diş hekimine başvurulması büyük önem taşıyor" dedi. Ailelerin acil durumlarda doğru bilgiye ulaşmasının önemine değinen Demir, Uluslararası Dental Travmatoloji Derneği (IADT) tarafından desteklenen ToothSOS uygulamasının ebeveynlere yol gösterebileceğini söyledi. Demir, uygulamanın farklı diş yaralanmalarını tanımaya ve profesyonel yardım alınana kadar yapılması gerekenleri öğrenmeye yardımcı olduğunu ancak diş hekimi muayenesinin yerine geçmediğini vurguladı.   Süt Dişi İle Kalıcı Diş Ayrımına Dikkat   Diş yaralanmalarında uygulanacak ilk yardımın dişin türüne göre değiştiğini belirten Demir, özellikle tamamen yerinden çıkan dişlerde dikkatli olunması gerektiğini ifade etti. Yerinden çıkan süt dişinin yeniden yerine yerleştirilmemesi gerektiğini vurgulayan Demir, bu tür bir müdahalenin alttan gelişmekte olan kalıcı dişe zarar verebileceğini söyledi. Kalıcı dişin tamamen yerinden çıkması durumunda ise zaman kaybedilmeden diş hekimine başvurulması gerektiğini belirten Demir, dişin köküne dokunulmamasının ve uygun koşullarda korunmasının tedavi başarısını etkileyebileceğini kaydetti.   Kırılan Diş Parçasını Atmayın   Diş kırıklarında kopan parçanın korunmasının tedavi açısından önemli olduğunu belirten Demir, bazı durumlarda kırılan parçanın yeniden dişe yapıştırılabildiğini söyledi. Demir, "Darbe sonucunda dişin bir bölümü kırıldığında, kopan parçanın bulunması ve uygun koşullarda muhafaza edilmesi, bazı vakalarda bu parçanın yeniden dişe yapıştırılmasına olanak tanıyabilir. Bulunan diş parçası süt veya serum fizyolojik içerisinde muhafaza edilerek en kısa sürede diş hekimine ulaştırılmalıdır" ifadelerini kullandı. Dişin tamamen yerinden çıkmasının ise farklı bir müdahale gerektirdiğini hatırlatan Demir, ağız içi kanama, şiddetli ağrı, çene hareketlerinde güçlük veya baş travması şüphesinde gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini belirtti.   Şekerli Atıştırmalıklar Çürük Riskini Artırıyor   Okul döneminde çocukların beslenme alışkanlıklarına da dikkat edilmesi gerektiğini belirten Demir, şekerli yiyecek ve içeceklerin sık tüketilmesinin diş çürüklerine zemin hazırladığını ifade etti. Şeker tüketiminin dişlerin gün içerisinde tekrarlayan asit saldırılarına maruz kalmasına neden olduğunu kaydeden Demir, ebeveynlere çocukların beslenme çantalarında daha sağlıklı alternatiflere yer vermeleri çağrısında bulundu.   Günde İki Kez Diş Fırçalama Önerisi   Çocuklarda ağız ve diş sağlığının korunması için düzenli bakım alışkanlığının erken yaşta kazandırılması gerektiğini belirten Demir, günde iki kez florürlü diş macunuyla diş fırçalamanın önemine dikkat çekti. Diş yaralanmalarının hafif görünse bile ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Demir, olası travmalarda erken müdahalenin ve diş hekimi kontrolünün kalıcı hasarların önlenmesine yardımcı olabileceğini belirtti.  

15.10.2026 99
SAĞLIK

Prostat Büyümesinde Bu 5 Belirtiye Dikkat!

Özellikle 50 yaşından sonra erkeklerde görülme sıklığı artan iyi huylu prostat büyümesi, yaşam kalitesini olumsuz etkilerken tedavi edilmediğinde mesane ve böbrek sağlığını da tehdit edebiliyor. Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Bahadır Topuz, idrar alışkanlıklarında yaşanan değişimlerin yaşlanmanın doğal sonucu olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, dikkat edilmesi gereken 5 önemli belirtiyi açıkladı.   Erkeklerde ilerleyen yaşla birlikte sık karşılaşılan sağlık sorunlarından biri olan iyi huylu prostat büyümesi, erken dönemde fark edilmediğinde ciddi sağlık problemlerine neden olabiliyor. Türkiye’yi de kapsayan geniş ölçekli bir araştırmaya göre 50 yaş üzerindeki her 100 erkekten 14’ü prostat büyümesi sorunu yaşarken, uluslararası veriler bu yaş grubundaki erkeklerin yaklaşık yarısında prostat büyümesi görülebildiğini ortaya koyuyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Bahadır Topuz, toplumun yaşlanması ve yaşam süresinin uzamasının yanı sıra bazı yaşam alışkanlıklarının da hastalıkla ilişkili olabileceğini belirtti.   Yanlış Yaşam Alışkanlıkları Şikayetleri Artırıyor   Obezite, hareketsiz yaşam, metabolik sendrom ve diyabetin iyi huylu prostat büyümesi ve buna bağlı idrar yolu şikayetleriyle ilişkili olabildiğini ifade eden Topuz, özellikle aşırı kafein ve alkol tüketiminin, akşam saatlerinde fazla sıvı alınmasının ve hareketsizliğin belirtileri artırabileceğini söyledi. Bu alışkanlıkların tek başına hastalığa neden olmadığını vurgulayan Topuz, sık idrara çıkma, ani sıkışma ve gece tuvalete kalkma gibi yakınmaların dikkate alınması gerektiğini kaydetti.   Prostat Büyümesinin 5 Önemli Belirtisi   1. İdrar Akımında Zayıflama: İdrarın eskisine göre daha yavaş, ince veya düşük basınçla gelmesi, prostat büyümesinin en yaygın belirtileri arasında bulunuyor. İdrar yapma süresinin uzaması ve akımın damlama şeklinde sonlanması da önemli uyarı işaretleri arasında yer alıyor. 2. İdrara Başlamada Güçlük: Tuvalete gidildiğinde idrarın hemen başlayamaması, ıkınma ihtiyacı ve idrarın kesik kesik gelmesi, idrar kanalında tıkanıklık olabileceğine işaret ediyor. Hastalığın ilerlemesiyle mesane kaslarının yorulması, idrar yapmayı daha da zorlaştırabiliyor. 3. Sık İdrara Çıkma ve Ani Sıkışma: Gün içerisinde normalden daha sık tuvalete gitme, idrarı erteleyememe ve ani sıkışma hissi, prostat büyümesine bağlı gelişebiliyor. Bazı hastalarda bu duruma idrar kaçırma da eşlik edebiliyor. 4. Geceleri Sık Sık Tuvalete Kalkma: Gece boyunca birden fazla kez idrara çıkmak, uyku kalitesini düşürerek gündüz yorgunluğuna ve dikkat kaybına neden olabiliyor. İleri yaştaki bireylerde gece tuvalete giderken düşme ve yaralanma riski de artabiliyor. 5. Mesanenin Tam Boşalmadığı Hissi: İdrar yaptıktan kısa süre sonra yeniden tuvalete gitme ihtiyacı duyulması, mesanede artık idrar kaldığının belirtisi olabiliyor. Bu durum enfeksiyon, mesane taşı ve ani idrar yapamama riskini artırabiliyor.   Böbrek Sağlığını da Tehdit Edebiliyor Prostat büyümesinin yalnızca günlük yaşamı etkileyen bir rahatsızlık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Topuz, uzun süre devam eden ciddi idrar yolu tıkanıklığının mesane fonksiyonlarını bozabileceğini, ileri vakalarda ise böbrekleri olumsuz etkileyebileceğini ifade etti. Gece sık idrara çıkmanın her zaman prostat büyümesinden kaynaklanmadığını da hatırlatan Topuz, diyabet, uyku apnesi, kalp hastalıkları ve kullanılan bazı ilaçların da benzer şikayetlere yol açabileceğini söyledi.   Tedavide Yeni Nesil Yöntemler Öne Çıkıyor   Tıp teknolojisindeki gelişmelerle birlikte iyi huylu prostat büyümesinin tedavisinde yeni yöntemler uygulanıyor. Bunlar arasında lazer teknolojisiyle gerçekleştirilen HoLEP ve su buharı enerjisinden yararlanılan Rezum yöntemleri bulunuyor. Her iki işlemin de idrar kanalından girilerek vücutta kesi oluşturulmadan gerçekleştirildiğini belirten Topuz, yöntemlerin çalışma prensipleri, etki süreleri ve uygun oldukları hasta grupları bakımından farklılık gösterdiğini ifade etti. Yeni nesil tedavilerin uygun hastalarda daha az kanama ve daha erken taburculuk gibi avantajlar sağlayabildiğini kaydeden Topuz, tedavi seçiminin prostatın büyüklüğü, hastanın genel sağlık durumu ve beklentileri doğrultusunda yapılması gerektiğini vurguladı.   Belirtileri Yaşlanmaya Bağlayıp İhmal Etmeyin İdrar alışkanlıklarında meydana gelen değişikliklerin mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Bahadır Topuz, erken tanı ve uygun tedavinin olası komplikasyonların önlenmesinde önemli rol oynadığını ifade etti. Topuz, en doğru tedavi yönteminin ayrıntılı ürolojik muayene ve gerekli tetkiklerin ardından hasta ile hekim tarafından ortaklaşa belirlenmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

14.10.2026 102
SAĞLIK

Eklem Ağrılarını Hafife Almayın: Artrit Belirtisi Olabilir

Dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen artrit, eklemlerde ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığına neden olabiliyor. Uzmanlar, özellikle tekrarlayan ve günlük yaşamı olumsuz etkileyen eklem ağrılarının ihmal edilmemesi gerektiğini belirterek, erken tanı ve doğru tedavinin önemine dikkat çekiyor.   12 Ekim Dünya Artrit Günü dolayısıyla eklem sağlığına ilişkin uyarılarda bulunan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Vugar Abilhasanov, uzun süren eklem ağrılarının yalnızca yaşlanmaya veya günlük yorgunluğa bağlanmaması gerektiğini söyledi. Dünya genelinde yaklaşık 528 milyon kişinin osteoartrit, 18 milyon kişinin ise romatoid artrit ile yaşadığı belirtilirken, eklem hastalıklarının bireylerin hareket kabiliyetini ve yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebildiği ifade ediliyor.   Her Eklem Ağrısı Yorgunluktan Kaynaklanmıyor   Artritin, eklemlerde ağrı, şişlik, sertlik ve hareket kısıtlılığına yol açabilen farklı hastalıkları kapsadığını belirten uzmanlar, hastalığın türüne göre belirtilerin değişebildiğine dikkat çekiyor. En yaygın türlerden biri olan osteoartrit, özellikle diz, kalça, el ve omurga eklemlerini etkilerken, romatoid artrit daha çok el, el bileği ve ayaklardaki küçük eklemlerde kendini gösterebiliyor. Eklem ağrısının her zaman basit bir zorlanmadan kaynaklanmadığını ifade eden Op. Dr. Abilhasanov, "Özellikle ağrı tekrarlıyorsa, eklemde şişlik veya sertlik eşlik ediyorsa ve hareket kabiliyetinde belirgin bir azalma varsa altta yatan nedenin araştırılması gerekir. Erken değerlendirme, doğru tedavi yaklaşımının belirlenmesi açısından önemli bir adımdır" dedi.   Bu Belirtiler Varsa Doktora Başvurun   Eklem ağrılarının uzun süre devam etmesi veya giderek şiddetlenmesinin dikkate alınması gerektiğini belirten Abilhasanov, özellikle günlük yaşamı etkileyen şikâyetlerde zaman kaybedilmemesi uyarısında bulundu. Açıklanamayan eklem ağrısı, şişlik veya sertliğin birkaç gün içerisinde geçmemesi, şikâyetlerin sık sık tekrarlaması ve gece uykusunu bozmasının tıbbi değerlendirme gerektirebileceğini ifade eden Abilhasanov, "Özellikle aniden başlayan şiddetli ağrı ve şişlik, eklemin kızarık veya sıcak olması ya da eklem şikâyetine ateş ve genel hastalık hissinin eşlik etmesi daha hızlı tıbbi değerlendirme gerektirebiliyor" diye konuştu. Uzmanlar, özellikle ateşle birlikte ortaya çıkan ani ve şiddetli eklem ağrısı ile şişliğin acil değerlendirme gerektirebileceğine dikkat çekiyor.   Hareketsiz Kalmak Ağrıları Artırabilir   Eklem ağrısı yaşayan birçok kişinin ağrının artacağı düşüncesiyle hareket etmekten kaçındığını belirten Abilhasanov, uzun süreli hareketsizliğin eklem çevresindeki kaslarda güç kaybına neden olabileceğini söyledi. Hareketsizliğin zamanla hareket kapasitesini azaltabileceğini ifade eden Abilhasanov, kişinin sağlık durumuna uygun fiziksel aktivitelerin eklem fonksiyonlarının korunmasında önemli rol oynadığını vurguladı. Abilhasanov, "Uzun süreli hareketsizlik eklem çevresindeki kasların güç kaybetmesine ve hareket kapasitesinin azalmasına neden olabilir. Kişinin durumuna uygun düzenli fiziksel aktivite ise ağrının yönetilmesine, fiziksel işlevlerin korunmasına ve yaşam kalitesinin desteklenmesine yardımcı olabilir" ifadelerini kullandı.   Düzenli Egzersiz Eklem Sağlığını Destekliyor   Artrit hastalarının tamamen hareketsiz bir yaşam sürmelerinin doğru olmadığını belirten uzmanlar, uygun egzersizlerin kas gücünü ve eklem hareketliliğini korumaya yardımcı olabileceğini ifade ediyor. Yürüyüş gibi eklemleri aşırı zorlamayan aktiviteler, kişiye özel egzersiz programları ve gerektiğinde fizyoterapi uygulamaları, hastaların günlük yaşamlarını daha rahat sürdürmelerine katkı sağlayabiliyor. Ancak uygulanacak egzersiz programının hastalığın türüne, kişinin yaşına, genel sağlık durumuna ve fiziksel kapasitesine göre belirlenmesi gerekiyor.   Erken Tanı Yaşam Kalitesi İçin Önemli   Artritin farklı türlerinde tedavi yaklaşımlarının da değişebildiğine dikkat çeken uzmanlar, doğru tanı konulmadan kullanılan ilaçların veya bilinçsiz yapılan egzersizlerin uygun olmayabileceğini belirtiyor. Özellikle iltihaplı romatizmal hastalıklarda erken tanı ve uygun tedavi, kalıcı eklem hasarı riskinin azaltılması açısından önem taşıyor. Op. Dr. Vugar Abilhasanov, eklem sağlığını korumak için şikâyetlerin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayarak, hastalığın türüne ve kişinin ihtiyaçlarına uygun bir tedavi ve hareket planı oluşturulmasının önemine işaret etti. Uzmanlar, tekrarlayan eklem ağrılarının “Nasıl olsa geçer” düşüncesiyle ertelenmemesi ve özellikle şişlik, sertlik ile hareket kısıtlılığının eşlik ettiği durumlarda hekime başvurulması gerektiğini hatırlatıyor.  

12.10.2026 66
ÇEVRE

Anadolu’nun Taşlara Kazınan Hafızası Kayıt Altına Alınıyor

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yürütülen çalışma kapsamında, Türk-İslam medeniyetinin izlerini taşıyan yaklaşık 7 bin mezar taşı ve kitabe belgelendi. 2025 yılında 4 ilde başlatılan saha çalışmaları 2026'da 18 ile genişletilirken, tarihi eserlerin dijital ortamda kayıt altına alınarak gelecek kuşaklara aktarılması hedefleniyor.   Kültür ve Turizm Bakanlığı, Anadolu'nun yüzyıllara uzanan tarihî ve kültürel mirasını korumak amacıyla mezar taşları ve kitabeleri kayıt altına alıyor. 2024 yılında hayata geçirilen "Türk-İslam Dönemi Mezar Taşları ve Kitabeleri Ulusal Envanter Projesi" kapsamında, geçmiş dönemlerin sosyal yaşamına, sanat anlayışına ve kültürel özelliklerine ışık tutan eserler bilimsel yöntemlerle belgeleniyor. Projenin ilk saha çalışmaları 2025 yılında Tokat, Denizli, İstanbul ve Diyarbakır'da gerçekleştirilirken, 2026 yılında çalışma kapsamındaki il sayısı 18'e yükseldi.   Yaklaşık 7 Bin Tarihî Eser Belgelendi   Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, projenin ulaştığı aşamaya ilişkin bilgiler paylaştı. Türk-İslam medeniyetinin asırlık izlerini taşıyan mezar taşları ve kitabelerin ülke genelinde kayıt altına alındığını belirten Ersoy, "2024 yılında hayata geçirdiğimiz Türk-İslam Dönemi Mezar Taşları ve Kitabeleri Ulusal Envanter Projesi kapsamında; 2025'te Tokat, Denizli, İstanbul ve Diyarbakır'da başlattığımız saha çalışmalarını bu yıl 18 ile taşıdık. Bugüne kadar yaklaşık 7 bin eserin belgeleme işlemlerini gerçekleştirdik" ifadelerini kullandı.   İlk Yıl 859 Mezar Taşı Kayıt Altına Alındı   Projenin 2025 yılındaki ilk saha uygulamalarında dört ilde önemli sayıda tarihî eser tespit edildi. Denizli'nin Acıpayam ilçesindeki Alaattin Mahallesi Mezarlık Alanı'nda 243 şahide, İstanbul'daki Şeyh Mustafa Devâtî Haziresi'nde 504, Tokat'taki Mahmutpaşa Camii Haziresi'nde 13 ve Diyarbakır'daki Fatih Paşa Camisi Haziresi'nde 99 mezar taşı belgelendi. Böylece ilk uygulama yılında toplam 859 eser kayıt altına alınırken, 2026 yılında genişletilen çalışmalarla belgelenen eser sayısı yaklaşık 7 bine ulaştı. Saha araştırmalarının yıl sonuna kadar devam etmesi planlanıyor.   Her Mezar Taşı Geçmişten Bir İz Taşıyor   Mezar taşları ve kitabelerin yalnızca hayatını kaybeden kişilerin isimlerini ve ölüm tarihlerini göstermediğini belirten uzmanlar, bu eserlerin ait oldukları dönemlerin toplumsal yapısını anlamada önemli tarihî kaynaklar olduğunu ifade ediyor. Taşlar üzerindeki yazılar, süslemeler, kullanılan semboller ve işçilik özellikleri; dönemin sanat anlayışı, kültürel birikimi ve sosyal yaşamına ilişkin bilgiler sunuyor. Bakan Ersoy da mezar taşlarının tarihî belge niteliği taşıdığına dikkat çekerek, "Her bir mezar taşı, her bir kitabe; bir ismin ötesinde yaşadığı dönemin dili, sanatı, inancı, estetik anlayışı ve toplumsal hayatından izler taşıyan tarihî bir belge niteliğinde" değerlendirmesinde bulundu.   Tarihî Eserler Dijital Ortama Taşınıyor   Projenin en önemli hedeflerinden birini, Türkiye'nin farklı bölgelerinde bulunan Türk-İslam dönemine ait mezar taşları ve kitabelerin ortak bir dijital veri tabanında bir araya getirilmesi oluşturuyor. Çalışmalar kapsamında belgelenen eserlerin dönemleri, bulundukları bölgeler, yapımında kullanılan malzemeler, yazı türleri, sanat üslupları ve kitabe özellikleri bilimsel açıdan değerlendirilebilecek. Oluşturulacak ulusal envanter sayesinde araştırmacıların tarihî eserler üzerinde karşılaştırmalı çalışmalar yapabilmesi ve farklı bölgelerin kültürel özelliklerini inceleyebilmesi amaçlanıyor.   Kaybolma Riski Taşıyan Kültürel Miras Korunacak   Yüzyıllardır açık alanlarda bulunan mezar taşları ve kitabeler, doğal aşınma, çevresel etkiler ve insan kaynaklı tahribat nedeniyle zaman içerisinde zarar görebiliyor. Eserlerin dijital ortamda belgelenmesi, üzerlerindeki yazı ve süslemelerin mevcut durumlarının kayıt altına alınması açısından da önem taşıyor. Projenin ülke geneline yayılmasıyla birlikte özellikle eski mezarlıklarda, cami hazirelerinde ve tarihî yerleşim alanlarında bulunan eserlerin bilimsel envanterinin oluşturulması hedefleniyor.   Hedef Türkiye Genelinde Kapsamlı Bir Envanter   Kültür ve Turizm Bakanlığı, çalışmaların ilerleyen yıllarda Türkiye'nin tamamını kapsayacak şekilde genişletilmesini planlıyor. Bakan Ersoy, projenin uzun vadeli hedefini açıklayarak, "Hedefimiz, ülkemizin dört bir yanındaki bu eşsiz mirası ortak bir dijital veri tabanında buluşturmak ve zaman içerisinde kapsamlı bir bilimsel külliyata dönüştürmek. Anadolu'nun taş üzerindeki hafızasını bilimsel yöntemlerle kayıt altına alıyor, koruyor ve gelecek kuşaklara aktarıyoruz" ifadelerini kullandı. Projenin tamamlanmasıyla Türk-İslam döneminden günümüze ulaşan mezar taşları ve kitabelere ilişkin ülke çapında önemli bir bilimsel arşiv oluşturulması amaçlanıyor.  

12.10.2026 67
EKONOMİ

E-Ticarette Sahte Yorum ve Beğenilere Sıkı Denetim

İnternet alışverişlerinde tüketicilerin satın alma kararlarını etkileyen sahte yorum, beğeni ve yıldız değerlendirmelerine yönelik denetimler artırıldı. Ticaret Bakanlığı, ücret karşılığında ürünlerin popülerliğini artıran dijital hizmetleri mercek altına alırken, yanıltıcı değerlendirmeler ve gerçek müşteri yorumlarının gizlenmesi de yaptırımlara konu oldu.   E-ticaret platformlarında ürünleri olduğundan daha fazla ilgi görüyormuş gibi göstermek amacıyla kullanılan sahte yorum ve beğeni uygulamalarına karşı yeni adımlar atılıyor. Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu, tüketicilerin alışveriş tercihlerini yanıltabilecek yapay etkileşim hizmetlerine yönelik incelemeleri kapsamında çok sayıda internet adresi hakkında erişim engeli kararı aldı. Özellikle yüksek yıldız puanları, olumlu kullanıcı değerlendirmeleri ve beğeni sayıları üzerinden oluşturulan yapay güven algısının tüketicilerin satın alma kararlarını doğrudan etkileyebildiği belirtiliyor.   Beğeni ve Yıldızlar Parayla Satılıyor   TOBB E-ticaret Meclis Üyesi ve Ticimax Kurucu CEO'su Cenk Çiğdemli, Reklam Kurulunun Eylül ayı sonunda kamuoyuna yansıyan kararlarının, dijital ticaretteki sahte etkileşim piyasasının ulaştığı boyutu ortaya koyduğunu söyledi. İncelemelerde bazı işletmelerin dijital görünürlüklerini artırmak amacıyla ücret karşılığında beğeni, takipçi, yorum ve yıldız değerlendirmesi satın aldıklarının belirlendiğini aktaran Çiğdemli, söz konusu uygulamaların yalnızca olumlu yorumlarla sınırlı kalmadığını ifade etti. Bazı internet sitelerinin ürünleri ücret karşılığında favorilere eklediğini ve alışveriş sepetlerine attığını belirten Çiğdemli, bu yöntemlerle gerçekte yoğun talep görmeyen ürünlerin popülermiş gibi gösterilebildiğine dikkat çekti.   Sepete Ekleme Sayısı Bile Manipüle Ediliyor   Sahte etkileşim piyasasında ürünlerin yalnızca yıldız puanlarının değil, kullanıcı davranışlarını yansıtan göstergelerinin de manipüle edildiği ortaya çıktı. Ücret karşılığında gerçekleştirilen favorilere ekleme, sepete atma ve görüntüleme işlemleriyle ürünlerin yoğun ilgi gördüğü izlenimi oluşturuluyor. Bu durum, özellikle alışveriş yaparken diğer kullanıcıların tercihlerine önem veren tüketicilerin yanıltılmasına neden olabiliyor. Çiğdemli, Reklam Kurulunun aldığı erişim engeli kararlarının e-ticaret platformlarının tamamını değil, mevzuata aykırı faaliyet yürüttüğü değerlendirilen belirli internet adreslerini ve içerikleri kapsadığını bildirdi.   Olumsuz Yorumları Gizlemek de Yasak   Denetimlerde ortaya çıkan bir diğer uygulama ise tüketicilerin ürün veya işletmeler hakkında yaptığı olumsuz değerlendirmelerin görünürlüğünün engellenmesi oldu. Bazı hizmet sağlayıcıların, işletmelere yönelik eleştirel yorumların yayımlanmasını önlemek veya kullanıcıların bu değerlendirmelere ulaşmasını zorlaştırmak amacıyla hizmet sunduğu belirtildi. Çiğdemli, 1 Ağustos 2026 tarihinde yürürlüğe giren düzenlemeyle tüketici değerlendirmelerine ilişkin kuralların sıkılaştırıldığını belirterek, gerçeği yansıtmayan yorumların yaptırılmasının ve olumlu değerlendirme satın alınmasının yasak olduğunu hatırlattı. Satın alma süreci doğrulanamayan farklı mecralardaki yorumların kullanılmasına da sınırlamalar getirildiğini kaydetti.   Olumsuz Yorumu Yayımlamayana 2,1 Milyon TL Ceza   Reklam Kurulunun ağustos ayında aldığı bir karar da tüketici değerlendirmelerinin önemini ortaya koydu. Satın aldığı ürüne ilişkin yorum yapan bir tüketicinin değerlendirmesini yeterli gerekçe göstermeden yayımlamayan şirkete 2 milyon 167 bin 412 TL idari para cezası uygulandı. Karar, e-ticarette yalnızca sahte olumlu değerlendirmelerin değil, gerçek kullanıcıların olumsuz yorumlarının haksız şekilde gizlenmesinin de yaptırıma konu olabileceğini gösterdi.   Sahte Yorumlar Nasıl Anlaşılır?   Uzmanlar, internet alışverişlerinde yalnızca ürünün yıldız ortalamasına veya beğeni sayısına bakılarak karar verilmemesi gerektiğini vurguluyor. Özellikle kısa zaman aralıklarında yapılan, birbirine benzeyen ve ürünün gerçek kullanımına ilişkin ayrıntı içermeyen yorumların dikkatle incelenmesi öneriliyor. Tüketicilerin ürün değerlendirmelerinde şu ayrıntılara dikkat etmesi gerektiği belirtiliyor: - Yorumların doğrulanmış satın alma işlemlerine dayanıp dayanmadığı kontrol edilmeli. - Aynı ifadelerin tekrarlandığı ve kısa sürede yoğunlaşan değerlendirmelere temkinli yaklaşılmalı. - Fotoğraflı kullanıcı deneyimleri ile düşük puanlı yorumlar birlikte incelenmeli. - Satıcının geçmişi ve farklı platformlardaki müşteri şikâyetleri araştırılmalı. - Ürün hakkında yalnızca övgü içeren, somut bilgi vermeyen yorumlara dikkat edilmeli.   Şüpheli Yorumlar Bakanlığa Bildirilebiliyor   Sahte değerlendirme veya yanıltıcı kullanıcı yorumlarıyla karşılaşan tüketiciler, ilgili internet bağlantıları ve ekran görüntüleriyle Ticaret Bakanlığı Reklam Kuruluna şikâyette bulunabiliyor. Çiğdemli, dijital alışverişlerde asıl önemli unsurun bir ürünün aldığı yıldız sayısı değil, bu değerlendirmelerin ne kadarının gerçek müşteri deneyimine dayandığı olduğunu vurguladı. E-ticaret sektöründe sahte etkileşim uygulamalarına yönelik denetimlerin, tüketici güveninin korunması ve işletmeler arasında adil rekabet ortamının sağlanması açısından önem taşıdığı ifade ediliyor.

12.10.2026 63
SAĞLIK

Egzama Sosyal Hayatı da Etkileyebiliyor

Egzamanın yalnızca ciltte kaşıntı, kuruluk ve kızarıklığa neden olmadığını belirten uzmanlar, hastalığın kişinin psikolojik sağlığını ve sosyal ilişkilerini de etkileyebildiğine dikkat çekiyor. Klinik Psikolog İpek Erol, özellikle görünür bölgelerdeki egzama belirtilerinin sosyal kaygıyı artırabildiğini belirterek, psikolojik desteğin önemine işaret etti.   Egzama, ciltte oluşturduğu fiziksel belirtilerin yanı sıra bireylerin günlük yaşamında ve sosyal ilişkilerinde de çeşitli zorluklara yol açabiliyor. Özellikle yüz, boyun ve eller gibi kolay fark edilen bölgelerde ortaya çıkan belirtiler, bazı kişilerde dış görünüşleri nedeniyle yargılanma endişesine neden olabiliyor. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikoloğu İpek Erol, egzamanın psikolojik etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, hastalıkla mücadelede yalnızca dermatolojik tedavinin değil, kişinin duygusal durumunun da dikkate alınması gerektiğini belirtti.   Egzama Sosyal Kaygıyı Artırabiliyor   Egzamanın genellikle kaşıntı, kuruluk ve ciltte meydana gelen değişimlerle tanımlandığını ifade eden Erol, hastalığın etkilerinin fiziksel belirtilerle sınırlı kalmadığını söyledi. Özellikle görünür bölgelerdeki egzamanın bireylerin sosyal ortamlarda kendilerini nasıl hissettiklerini etkileyebildiğini belirten Erol, kişinin arkadaş buluşmalarında, iş toplantılarında veya yeni insanlarla tanışırken başkalarının dikkatinin sürekli cildinde olduğunu düşünebildiğini kaydetti. Bu düşüncelerin zamanla sosyal ilişkileri zorlaştıran bir kaygı döngüsüne dönüşebileceğini ifade eden Erol, bireylerin çevrelerindeki insanların bakışlarını ve davranışlarını yanlış yorumlayabildiğine dikkat çekti.   Cildini Gizlemek İçin Sosyal Ortamlardan Uzaklaşabiliyor   Egzama nedeniyle yaşanan kaygının bazı kişilerde kaçınma davranışlarına yol açabildiğini belirten Erol, şu ifadeleri kullandı: “Kaygı arttıkça cildi saklama, göz temasından kaçınma ya da ortamdan erken ayrılma isteği de artıyor. Kaçınma o an için rahatlama sağlasa da sonraki sosyal karşılaşmayı daha zor hale getirebiliyor.” Kişinin karşısındaki insanların kısa bir bakışını veya yüz ifadesindeki değişikliği kendisi hakkında olumsuz bir değerlendirme olarak algılayabildiğini anlatan Erol, bu durumun zaman içerisinde sosyal ilişkilerden uzaklaşmaya neden olabileceğini söyledi.   Egzama Bulaşıcı Değil   Toplumda görünür cilt hastalıklarına ilişkin yanlış inanışların bulunduğunu hatırlatan Erol, egzamanın bulaşıcı bir hastalık olmadığını ve kişisel bakım eksikliğinin göstergesi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı. Buna rağmen egzaması olan bireylerin başkaları tarafından yanlış anlaşılmaktan endişe duyabildiğini belirten Erol, özellikle geçmişte olumsuz yorumlarla karşılaşan kişilerde bu kaygının daha belirgin hale gelebildiğini ifade etti. Erol, başkaları tarafından yargılanma korkusunun zamanla kişinin kendi dış görünüşünden utanmasına yol açabileceğini, bunun da psikolojik yükü artırabileceğini kaydetti.   Sosyal Hayattan Uzaklaşmak Önemli Bir İşaret   Egzaması bulunan herkesin sosyal kaygı yaşamadığını belirten Erol, hastalığın görünürlüğünün tek başına psikolojik etkilerin düzeyini belirlemediğine dikkat çekti. Ancak kişinin cildinin görünmesinden çekindiği için arkadaş buluşmalarını sürekli iptal etmesi, iş ortamında geri planda kalması veya yakın ilişkiler kurmaktan kaçınmasının psikolojik destek ihtiyacına işaret edebileceğini söyledi. Erol, burada temel ölçütün kaygının kişinin günlük yaşamını ve sosyal ilişkilerini ne ölçüde sınırlandırdığı olduğunu vurguladı.   Psikolojik Destek Yaşam Kalitesini Artırabilir   Egzamanın yol açtığı sosyal kaygıyla başa çıkmada psikolojik desteğin önemli bir rol üstlenebileceğini belirten Erol, bilişsel davranışçı terapinin olumsuz düşünce ve kaçınma davranışları üzerinde çalışmak için yararlı bir yaklaşım sunduğunu ifade etti. Kabul ve kararlılık terapisinin de kişinin zorlayıcı düşüncelerine rağmen sosyal yaşamını sürdürmesine yardımcı olabileceğini belirten Erol, şöyle konuştu: “Egzama ile yaşarken sosyal hayatı sürdürmek, kişinin her zaman rahat hissetmesi gerektiği anlamına gelmez. Bazen ilerleme, kaygı varken de bir buluşmaya gitmek, toplantıda fikrini söylemek veya biriyle yakınlık kurmaya izin vermektir.”   Tedavide Psikolojik Etkiler de Dikkate Alınmalı   Egzamanın tedavisinde fiziksel belirtilerin kontrol altına alınmasının yanı sıra hastalığın oluşturduğu duygusal yükün de göz önünde bulundurulması gerektiğini belirten Erol, toplumsal farkındalığın artırılmasının önemine dikkat çekti. Görünür cilt hastalıklarıyla yaşayan bireylere karşı önyargılı yaklaşımlardan kaçınılması gerektiğini ifade eden Erol, doğru bilgilendirme ve gerektiğinde alınacak psikolojik desteğin hastaların yaşam kalitesine katkı sağlayabileceğini kaydetti.  

12.10.2026 71
SAĞLIK

Alzheimer Hastalığına İlişkin Uzmanından Önemli Değerlendirmeler

Malatya Turgut Özal Üniversitesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Kliniğinde görev yapan Dr. Öğr. Üyesi Yusuf Ziya Deniz, Alzheimer hastalığının belirtileri, risk faktörleri ve tedavi seçeneklerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

22.09.2026 368
SAĞLIK

Okul Reddi Bir Aydan Uzun Sürerse Dikkat!

Çocukların okula başlarken yaşadığı uyum sorunlarının çoğu zaman doğal bir süreç olduğunu belirten uzmanlar, özellikle bir aydan uzun süren isteksizlik ve ayrılık kaygısının yakından takip edilmesi gerektiğini söylüyor. 

22.09.2026 216
SAĞLIK

Okul Başarısının Görünmeyen Anahtarı Sağlıklı Beslenme!

Okul çağındaki çocuklarda sağlıklı beslenmenin yalnızca fiziksel büyüme açısından değil; dikkat, hafıza, öğrenme kapasitesi ve okul başarısı açısından da önem taşıdığını belirten Beslenme Uzmanı Öğr. Gör. Kübra Şahin, “Çocuğun uzun süre yetersiz veya dengesiz beslenmesi; yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve bilişsel performansta olumsuzluklarla ilişkilendirilebilir.” dedi.

07.09.2026 251
EĞİTİM

Uyum Haftası Başlıyor: Velilere Kritik Uyarılar

2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde uyum süreci 7 Eylül’de başlıyor. Eğitim Uzmanı-Yazar Dr. Özcan Mercan, özellikle anaokulu, 1, 5 ve 9. sınıfa başlayacak öğrencilerin velilerine önemli uyarılarda bulundu.

06.09.2026 220
GENEL

Malatya’nın Kültürel Mirasına Antikacı Koruması

Malatya’da antika eşyalarla ilgili bilgi kirliliğinin önüne geçmek ve geçmişten günümüze ulaşan kültürel mirası gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla Arslantepe Antikacılar Derneği kuruldu. Dernek bünyesindeki uzman ekip, vatandaşların eşyaları hakkında ücretsiz bilgi verecek.

22.08.2026 265
SAĞLIK

3 Haftayı Geçen Ses Kısıklığına Dikkat: Uzmanından Kritik Uyarı

Ses kısıklığının en sık enfeksiyonlara bağlı geliştiğini belirten Turgut Özal Tıp Merkezi KBB Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Aslan, özellikle 3 haftadan uzun süren ve giderek kötüleşen şikâyetlerin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi.

16.08.2026 514
SAĞLIK

Her 5 Derecelik Sıcaklık Artışı Kalp Krizi Riskini Yüzde 5 Artırıyor!

Yaz aylarında yüksek seyreden sıcaklıklar yalnızca bunaltmıyor, kalbin daha fazla çalışmasına da neden oluyor. Çünkü artan sıcaklıklarla mücadele etmeye çalışan vücutta sıvı ve mineral kaybı yaşanıyor, damarlar genişliyor, tansiyon düşüyor ve kalp hızının artmasıyla birlikte özellikle kalp hastalarında ciddi sağlık sorunlarının görülme riski yükseliyor.   Hava sıcaklığındaki her 5 derecelik artışın kalp krizi görülme riskini yaklaşık yüzde 5 artırdığını söyleyen Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Erdal, “Bu riski azaltabilmek için yaz aylarında günlük su alımından seçtiğimiz kıyafetlerin rengine, spor saatlerimizden tükettiğimiz besinlere kadar pek çok detaya dikkat etmemiz gerekir” diyor.

04.08.2026 321
GENEL

Malatya'da ″Ülke Uzmanı Akademisi″ Projesi İçin İmzalar Atıldı

Malatya Talebeler Derneği (Milli Türk Talebe Birliği Malatya İl Başkanlığı), gençlerin uluslararası siyaset alanında bilgi ve analiz yetkinliklerini geliştirmeyi amaçlayan "Ülke Uzmanı Akademisi" projesini hayata geçiriyor. Projenin protokolü, İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü Proje Destek Programı kapsamında imzalandı.

24.07.2026 344
SAĞLIK

Çocukların Gözlerini Tehdit Eden 6 Yaz Riski!

Okulların tatil olmasıyla birlikte çocuklarda telefon, tablet ve bilgisayar başında geçirilen süre artarken, yaz mevsimine özgü çevresel faktörler de göz sağlığı açısından önemli riskler oluşturuyor.Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emel Çolakoğlu “Çocukların gözleri gelişim sürecinde olduğu için uzun süreli ekran maruziyeti ve çevresel faktörler nedeniyle yaz döneminde göz kuruluğu, kızarıklık, kaşıntı ve alerjik göz şikayetleri daha sık görülüyor. Ayrıca koyu renk camlı gözlüklerin koruma sağladığı şeklinde toplumda yaygın bir inanış var. Oysa güneş gözlüğünün yalnızca koyu renk camlı olması UV koruması sağladığı anlamına gelmiyor” diyor. Dr. Çolakoğlu, çocuklarda göz sağlığını tehdit eden 6 yaz riskini sıraladı, alınması gereken önlemlere yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 

23.07.2026 259
EKONOMİ

Japon Heyet Arapgir’de Mor Reyhan Üretimini İnceledi

PECAT Projesi kapsamında pilot bölge olarak belirlenen Arapgir’i ziyaret eden Japon uzman heyeti, Mor Reyhanın üretimden paketlemeye kadar tüm süreçlerini yerinde inceleyerek olası iş birliği fırsatlarını değerlendirdi.

20.07.2026 228
SAĞLIK

Uzmanından Hipertansiyona Karşı Erken Tanı ve Sağlıklı Yaşam Vurgusu

Hipertansiyonun erken tanı ile kontrol altına alınabilen ancak çoğu zaman belirti vermeden ilerleyen bir hastalık olduğuna dikkat çeken Dr. Afşin, düzenli tansiyon ölçümünün, sağlıklı beslenmenin ve fiziksel aktivitenin hastalığın önlenmesi ve kontrol altına alınmasında temel unsurlar olduğunu vurguladı.

07.07.2026 291
SAĞLIK

Stres ve Obezite Kalp Krizini Tetikliyor: Uzmanından Hayati Uyarılar

Kalp sağlığını korumada erken tanı, düzenli egzersiz ve doğru beslenmenin hayati önem taşıdığını vurgulayan Biçeroğlu, tıp teknolojisindeki büyük gelişmelere rağmen kalp krizini önceden kesin olarak gösterecek bir tetkiğin henüz geliştirilemediğini hatırlattı.

06.07.2026 242